” Sincan’daki kadın hasta mahpuslar ameliyat edilmiyor”

Hapiste Sağlık

 İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonunun İç Anadolu hapishanelerine yönelik hazırladığı raporda, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan birçok hasta kadın tutsağın tedavisinin yapılmadığı gibi ağır bir şekilde tecritte tutulduğu belirtildi. Raporda, 18 kadın tutsağın meme kanserinden akciğer rahatsızlığına kadar birçok hastalıkla pençeleştiği ve tedavilerinin cezaevi yönetimi tarafından engellendiğine dikkat çekildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu, İç Anadolu hapishanelerinde bulunan hasta tutsaklara ilişkin rapor hazırladı. Tutsaklar ve yakınları tarafından İHD’ye gönderilen mektuplar, ailelerin derneğe başvuruları ve avukatların hasta müvekkilleri hakkında derneğe iletmiş oldukları bilgiler dikkate alınarak hazırlanan raporda, çoğu hasta olan tutsakların sağlık durumlarına ilişkin bilgiler yer alıyor.
Raporda, tutsakların hastalıklarının çoğunluğunun hapishanelerin fiziki koşulları (özellikle F tipi kapalı hapishanelerdeki koşullar), iklim şartları, hijyenik koşullar, beslenme sorunları, havalandırma kısıtlamaları, ısıtma sistemlerindeki yetersizliklerden kaynaklandığı da belirtildi. Raporun sonuç bölümünde ise, “Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavilerinin yapılması, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazlarının durdurulması…

View original post 868 kelime daha

Reklamlar

Dünya’da ve Türkiye’de Ped Hakkı

Dünya üzerindeki her 100.000 kişiden 144’ü mahpus, bu 144 kişiden de ortalama 9 veya 10’u kadındır. Bir diğer deyişle, tüm dünyadaki mahpus nüfusunun yaklaşık %6,5’i kadındır. 2000- 2013 yılları arasında kadın mahpus nüfusu % 40’ın üzerinde artış göstermiştir.

Türkiye hapishanelerinde ise 1 Kasım 2016 tarihli rakamlara göre 7.894 kadın, 21 Eylül 2016 tarihli rakamlara göre ise 74 kız çocuğu bulunmaktadır. Söz konusu kadınlar hem hapishanede olmaktan hem de kadın olmaktan kaynaklı birçok sorun yaşamaktadır. Bu sorunların çözümü için en başta cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ile alakalı ihtiyaçların gözetildiği yasal değişiklikler gerekmektedir.

Türkiye hapishanelerindeki kadınların cinsiyete, bağlı ihtiyaçlarının görmezden gelindiğinin örneklerinden birisi ped ihtiyacının yeterli miktarda, çeşitlilikte ve ücretsiz olarak sağlanmamasıdır. Aynı şekilde zaten sayılarının azlığı gerekçe gösterilerek yetişkinlerin kaldığı hapishanelerde tutulan kız çocuklarının ve cinsiyet kimliğinden dolayı çeşitli ayrımcılıklara maruz kalan trans erkeklerin ped ihtiyacı olabilmektedir ve bu ihtiyaç da görmezden gelinmektedir.

Genel kanının aksine mahpusların birçok ihtiyacı kendileri tarafından/ ücreti ödenmek suretiyle karşılanmaktadır. Geçici destekler (bağış vb.) söz konusu değil ise kadın mahpuslara ücretsiz ped sağlanmamakta, pedler hapishane kantinlerinde ücretli olarak satılmaktadır. Kadın maphuslar yapılan görüşmelerde ve yazdıkları mektuplarda pedlerin kantinlerde kimi zaman bulunamadığını, bulunsa dahi tek tip ve tek marka olduğunu, tampon kullanan kadınlar açısından durumun daha da kötü olduğunu belirtmektedirler.

Kadınların yeterli pede erişebilmesi sağlık hakkı ile doğrudan ilgilidir. Cinsel yolla bulaşan veya doğurganlığa bağlı hastalıklara daha açık durumda olan kadınların toplu yaşanan ve bir kapatılma alanı olan hapishanelerde tüm hijyen malzemelerine, özelde pede rahatça ulaşabilmeleri gerekmektedir. Ekonomik yetersizlikler hemen her kadın mahpus bakımından engelleyici bir faktör olabilmekte, pedlere erişimde zorluklar ortaya çıkabilmektedir.

 

Dünyadaki Durum

Dünya üzerinde hapishanede kalan kadınların da benzer sorunlar yaşadığını söylemek mümkündür. Kimi zaman ataerkil bakış açısının kimi zaman kadın mahpus nüfusunun az olmasının bir sonucu olarak, diğer ülke hapishanelerindeki kadın mahpusların cinsiyete bağlı ihtiyaçları da sıklıkla ihmal edilmektedir. Bazı infaz sistemlerinde cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği körlüğü ortaya çıkabilmektedir.

Ancak olumlu örnekler de söz konusudur ve Türkiye hapishanelerindeki kadınların durumunun iyileştirilmesi, hakların yasal güvenceye alınması bakımından bu olumlu örnekleri gündeme getirmek önem arz etmektedir.

Araştırmalara göre Avrupa Hapishane Gözlemi 2012’ye göre ülke bazında veriler şöyle:

Fransa’daki Durum: Kadın mahpusların hapishane içinde kadın hijyen ürünleri almasına izin veriliyor. Eğer kadınların durumu elvermiyorsa (ayda 50 euro’dan az kazançlarının olması durumunda) hapishane idaresi ürünleri kadın mahpuslara ücretsiz vermek zorunda.

Latvia’daki Durum: Kağıt mendil sunulması dışında (ayda 10 mendil) kadın mahpuslara yönelik başka özel bir olanak yok. Geçmişte, hükümet regülasyonları düşük miktarda kişisel bakım ürünleri sağladığından mahpuslar kendilerine verilen düşük sayıdaki hijyen ürünlerini şikayet etti. Hapishane otoriteleri, potansiyel destekçiler ile daha fazla hijyen ürünü sağlamaları ile ilgili iletişime geçti ve farklı bütçe sağlama etkinlikleri hapishane dışındaki gönüllüler tarafından düzenlendi.

İtalya’daki Durum: Yasalarda kadın mahpusların kişisel ve hijyen ihtiyaçları için kadınların bidetli hücrelere dağıtılması dışında özel bir şey yer almıyor. Aslında bidet de çoğu zaman yeterli değil. Kadınların tutukluluğu ile ilgili özel bir yasa yok. Yasa sadece her kadın hapishanesinde hamile ve bebekli kadınlar için özel servisler sağlanması gerektiğini söylüyor.

Yunanistan’daki Durum: Kadın mahpusların özel ihtiyaçları için gerekli eşyalar hapishane kaydı esnasında kadınlara sağlanıyor. Daha sonraki zamanlarda ise bu ihtiyaçlar sadece finansal gücü olmayan, HIV pozitif ve hamile kadınlara sağlanıyor. Diğer mahpus kadınların eşyaları kendi başlarına satın almaları gerekiyor ancak yasa ihtiyaçları olan eşyaları karşılayabilen ve karşılayamayanları ayırmıyor.

Polonya’daki Durum: Tutuklu bir kadının günde en az bir kere sıcak su kullanma ve aynı zamanda haftada iki kez sıcak banyo hakkı var. Kadına aynı zamanda yönetim tarafından her ay kişisel hijyen eşyaları veriliyor ve ihtiyacı olduğunda garmen ve hijyen paketleri alma hakkı var. Hijyen ürünleri aynı zamanda ayda 3 kez hapishane kantininde satışa çıkıyor.

Portekiz’deki Durum: Yasa “kadın mahpusların özel ihtiyaçlarının üzerinde durulması ve bu ihtiyaçlar için gerekli ürünlerin bu ürünleri karşılayacak gücü olmayanlara sağlanması gerektiğini” söylüyor. Pratikte, hapishanedeki koşulları yeterli değil ve kadınlar her zaman ihtiyacı duydukları hijyen ürünlerine sahip olamıyor.

İspanya’daki Durum: Menstrüasyon hakkında özel bir şey yok. Kadın mahpuslar kadınsal ihtiyaçları için özel tıbbi bakım alamadıkları için şikayetçi, jinekolog hapishane içinde olmadığı için her ihtiyaç duyduklarında başvuramıyorlar. Bu durumla ilgili yapılan birçok çalışma kadınların bu durumda terk edilmiş ve ağır medikalize olmuş olduğunu gösteriyor.

Birleşik Krallık’taki Durum: Ürünler kurallarda ve hapishane siparişlerinde geçiyor. Ancak pratikte, özellikle hapishaneye doğru ve hapishaneden çıkan uzun taşımalarda kadınların özel ihtiyaçları her zaman hatırlanmıyor ve bunlara saygı duyulmuyor. Bir kadın için erkek bir hapishane güvenliğinden özel bakım ürünleri istemek aşağılayıcı bir deneyim olabiliyor. Çeşitli gözlem raporlarından belli ki; birçok kadın tuvalet kullanma imkanı olmadan uzun yolculuklara dayanmak zorunda kalıyor.

Sonuç Yerine

  • Avrupa Hapishane Kuralları kadınların kişisel ihtiyaçları için özel düzenlemeler yapılması gerektiğini söylüyor. Ama pratikte, kadınların kişisel ihtiyaçları her zaman hatırlanmıyor ve onlara saygı duyulmuyor.
  • Birleşmiş Milletler Ofisi Uyuşturucu ve Suç ve Dünya Sağlık Organizasyonu raporuna göre:

Dünyadaki birçok hapishane otoritesi kadınların regl dönemleri ile baş edemiyor. Tıbbi ürünler gibi regl ürünlerini sağlamakta başarısız oluyorlar, onları sadece tıbbi ürünlerin bir parçası olarak sağlıyorlar ve bazen ceza olarak ürünleri geri çekebiliyorlar. Mahremiyet ve yeterli yıkanma ve yıkama olanakları genellikle sağlanmıyor. Kadınların kolayca kabul edilebilir ve uygun atım olanakları olduğunu uygun gördüğü ürünlerin hapishanede her zaman ücretsiz alınabilir ve kolayca ulaşılabilir olması, duşlara sık ulaşımın sağlanması gerekmektedir.

  • Dünya Sağlık Örgütüne göre birçok ülkede hapishaneler sağlık bakanlığı tarafından değil içişleri veya adalet bakanlığı tarafından yönetiliyor.

 

Dünya’dan örneklere ilişkin araştırma, Kadınlarla Dayanışma Vakfı tarafından, “Hapiste Ücretsiz Ped Hakkı” başlıklı kampanyanın çalışmaları çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Çeviri desteği için Hilal Karul’a teşekkür ederiz.

 

 

Federal Hapishanelerdeki Kadın Mahpuslar Ücretsiz Tampon & Ped Alabilecekler

 

Lauren Holter

15 Ağustos 2017

 1 Ağustos Hapishaneler Bürosu (BOP) bildirisine göre, Federal Hapishaneler Bürosu bu ay kadın mahpusların tampon ve pede erişimini arttıran önemli bir düzenleme yaptı. BOP’a göre, federal hapishanelerdeki kadın hijyen ürünleri halihazırda ücretsiz olarak ulaşılabilir durumda olmasına rağmen ürün çeşitleri kurumlara göre değişiklik gösteriyor. Fakat yeni bildiriye göre, tesislerin artık iki farklı boyutta tampon, ped ve günlük ped de dâhil olmak üzere ürün çeşitliliğini arttırmasını gerektiriyor.

Değişiklik, Senatör Cory Booker ve Elizabeth Warren’ın mahpusların yeterli miktarda tampona ve pede erişebilmelerini garanti etmek amacıyla Temmuz ayında açıklanan diğer koruma tasarısının çıkarılmasından bir ay sonra geldi. Mahpus Kadınlara Saygı Yasası kanunen imzalanırsa, mahpus kadınların kelepçelenmemesi veya hamilelik süresince hücre hapsi uygulanmaması, telefon görüşme ücreti alınmaması veya aileleriyle temas kurmalarının engellenmemesi de garanti altına alınmış olacak.

BOP’un politika değişikliği düzgün bir şekilde uygulanırsa, kadın mahpusların regl dönemleri boyunca ihtiyaç duydukları ürünlere erişmesini kolaylaştıracak ancak Senatör Booker, Mahpus Kadınlara Saygı Yasası’nda belirtilen diğer reformlar için de mücadele etmeyi durdurmayı planlamıyor.

Senatör Booker, Refinery29’a “Sonunda Hapishaneler Bürosunun, tüm BOP tesislerindeki mahpus kadınlara, bu sağlık ürünlerini ücretsiz olarak sağlanmasını gerekli kılmasından mutluyum. Ancak düzgün uygulanmadığı sürece politika belgesi bir kâğıt üzerinde yazılmış kelimelerden daha fazlası değil” dedi. Booker ayrıca, “BOP’un bu yeni politikayı tüm federal hapishanelerde tutarlı bir şekilde uyguladığından emin olmak için takipçisi olacağım. Ayrıca, Mahpus Kadınlara Saygı Yasası’nda yer alan diğer önemli reformları ilerletmek için de çalışacağım” dedi.

New York Belediye Başkanı Bill de Blasio gibi yerel meclis üyeleri, kadın mahpuslara ihtiyaç duyduklarında tampon ve ped verilmesini zorunlu kıldı ancak şu anda demir parmaklıklar ardındaki kadınların ürünlere ilişkin hakkını koruyan herhangi bir federal kanun bulunmamaktadır. Daha ziyade, BOP politikası, federal hapishanelerdeki hijyen ürünlerine erişimi belirler ve mevzuatın kapsamına girmeksizin hapishaneden hapishaneye farklılık eğilimindedir. 1980 yılından bu yana ABD hapishanelerinde bulunan kadın sayısı % 700’den fazla arttıkça, kadınlara özgü sorunların Federal Hapishane Bürosu politikalarında ele alınması hayati önem kazanmaktadır.

Çeviri: Hakan Tekin

Haberin Orjinali Bakınız:

REFINERY29

 

Mahpuslar için ücretsiz ped hakkı!

NE OLDU?

2015 yılında Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) çağrısı ile kurulan Hapiste Kadın Ağı, cezaevindeki kadın mahpuslara ücretsiz ve sürekli ped sağlanması ve bunun yasal bir hak olarak tanınması için “Kadın Mahpuslar İçin Ücretsiz Ped Hakkı” kampanyası başlattı. Kampanyanın temel talebi, regl olan kadın mahpuslara ücretsiz ped hakkı sağlanmasının yasal güvenceye alınması ve ilgili maddenin mevzuata eklenmesidir.

 

BU KONU HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORUZ?

Türkiye’de kadın ve trans* mahpuslara özgü bir ceza infaz politikasının bulunmaması, tamamen erkek egemen sisteme göre tasarlanmış olan cezaevlerinde kadınların ve trans erkeklerin ayrımcılığa ve hak kaybına uğramasına neden olmaktadır. Kadın ve trans mahpusların her ay regl olması biyolojik bir olgudur ve ped veya tampon ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Ancak hapishane ortamında pede erişimin olmaması veya kısıtlanması, temel sağlık ve hijyen sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Her ne kadar bazı hapishanelerin kantininde ped ve tampon ücretli olarak satılıyor olsa da, bireyler düzenli bir gelirleri olmadığı veya çok düşük ücretlere çalışmak zorunda kaldıklarından bu masrafı her ay karşılamakta zorlanmaktadırlar. Kadın mahpuslar, pedlerin kantinlerde kimi zaman bulunamadığından veya bulunsa dahi tek tip veya tek markadan ibaret olmasından dolayı regl dönemlerinde kendi imkanlarıyla hazırladıkları bez, bebek bezi veya pamuk gibi hijyenik olmayan malzemeleri kullanmak zorunda kaldıklarını belirtiyorlar. Regl olmak saklanacak ya da utanılacak bir olgu olmadığı gibi, herkesin regl döneminde sağlığını tehlikeye atmayacak hijyen malzemelerine ulaşım hakkı vardır!

 

HAREKETE GEÇ!

Bu kampanya ile hapishanedeki natrans kadınların, trans erkeklerin ve cinsiyet kimliğinden bağımsız olarak regl olan her bireyin bu temel haktan mahrum olduğunu gündeme taşımak istiyoruz. Siz de bu kampanyaya bir imza vererek hapishanede temel sağlık hakkından mahrum bırakılan kadın ve trans mahpuslar için yapılan bu yasal talebin hayata geçirilmesine katkı sağlayabilirsiniz!

Kadın ve LGBTİ+ bireylere yönelik her türlü ayrımcılığın son bulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. 

Ped herkes için bir haktır!

İMZA VERMEK İÇİN TIKLAYIN!

Haberin orjinali için bakınız:

erktolia

“Osmanlı’nın gizli tarihi: Kadın mahkumlar”

15.09.2017 Cuma 11:03 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde erkeklere özgü olarak betimlenen hapishanelerde adi suçlardan yargılanan kadınlar da vardı. Osmanlı’da aciz ve masum kadın algısının yanı sıra adi suçlardan hüküm giyen kadın suçlular hapishanelerde nasıl şartlarda kalıyorlardı? Osmanlı’da kadın mahkumlar hangi suçlardan yargılanıyordu? İşte Osmanlı’nın kadın hapishaneleri hakkında bilinmeyenler…

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1839 Sultan Abdülmecit Dönemi’nde yayınlanan Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan reform ve modernleşme girişimleri dönemin hapishanelerinde de değişikliğe neden oldu. Tanzimat Fermanı ile birlikte zindanlardan modern hapishanelere dönüşüm başladı.

Osmanlı’da hapishanelerin daha çok erkeklere özgü bir alan olduğu algısı var olsa da Osmanlı’da adi bir suçlu olarak kadınların hapishanelerde var olma süreci erkeklere göre farklılıklar gösteriyor.

Suçun, suçluluğun ve hapishanelerin 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda ‘erkeklerin dünyasına ait’ bir mesele gibi görülmesi, kadınların suç dünyası içinde ‘dışlanmış’ bir karaktere bürünmesine neden oldu.

Osmanlı hukukunda kadının varlığı çoğunlukla davacı olarak tasvir edilmiş ve mahkemelerdeki “hak arayan” duruşu, kadını hep masum ve haksızlığa uğramış görülüyordu.

Kadının suçlu olarak görüldüğü tek alan ise fuhuş dolayısıyla ‘zina’ suçlarıydı. Osmanlı toplumunun bu fuhuş suçu işlemiş kadınlara bakışı, fuhuşu bir suç olarak görmekten çok bedenini kullanmaya mecbur kalan, ahlaki normlardan uzak yaşayan, sahipsiz ve kimsesiz kadınların, aileleri ile toplumsal ve dini değerleri için yarattığı potansiyel tehlikeye odaklıydı. İslam hukukunun yüzyıllardır “zina” kapsamında değerlendirdiği fuhuşa kadı mahkemelerinin verdiği en yaygın ceza sürgün cezasıydı.

19’uncu yüzyılın ikinci yarısında ise modern hukuk sürecinin parçası olarak uygulamaya koyulan 1858 Ceza Kanunnamesi ve modern yargı usulleri fuhuş nedeniyle yargılanan kadınlara sürgün cezası yerine hapis cezası verilmesini emrediyordu.

Fuhuş yapan kadınlara uygulanan cezanın hapsetme olarak değiştirilmesi kadın hapishanesine duyulan ihtiyacı artıran sebeplerden biri olurken, öte yandan da mahkemelerde tutuklu yargılanan suçluların davalarının görülmesi sırasında yaşanan gecikmeler hem kadın hem de erkek hapishanelerine duyulan ihtiyacı artırmaktaydı.

Kadını aciz, masum ve günahsız bir davacı olmak yerine bir fail olarak kabul edilen tek suç fuhuşmuş gibi gösterilse de İttihat ve Terakki yönetiminin 1911-1920 yılları arasında gerçekleştirdiği hapishane anket ve sayımlarında kadınların da hırsızlık, cinayet, kız kaçırmaya yardım gibi suçlardan yargılandığı görüldü.

Osmanlı’da ilk versiyonu 1840’ta yayınlanan, 1851 ve 1858’de kapsamı genişletilen modern ceza kanunnamelerinde cinayet, cünha ve kabahat olarak üçe ayrılan suçlardan herhangi birinden hüküm giymiş kadınlar bir suça işleyerek, kendi aktif rol ve statülerinin belirleyicisi oldu.

Hapishanelerin modernleşme sürecinin yanı sıra kadınların da adi suçlarda rol almasıyla birlikte kadın hapishanelerinde modern hapishane anlayışının yakınından dahi geçmediği durumlar da yaşandı.

1851 yılında İngiliz elçi Stratford Canning’in Osmanlı’da hapishane sorununa ilişkin yayınladığı raporla birlikte modernleşme sürecindeki hapishanelere ilk uluslararası müdahale de yapılmış oldu.

Canning’in yayınladığı raporda, ilk kez Osmanlı’da kadın hapishanesi ve kadın koğuşu yapısı eksikliği ısrarlı bir şekilde vurgulanıyordu. Stratford Canning’in kadın hapishanesi eksikli- ği vurgusuyla birlikte, erkek (zükur) hapishanelerinin yıkık dökük, derme çatma yapılardan, genellikle de kale burçları (Yedikule), hisarlar (Anadolu ve Rumelihisarları), yahut terk edilmiş, boş evlerden ibaret olduğu ve hapishanelerin rehabilitasyon, ıslah ve suçluyu topluma kazandırma gibi amaçlarından uzaklaştırıldığı vurgulanıyordu.

1850-1919 yılları arasında hapishane kompleksi inşaatları ekonomik sorunlar gerekçesiyle çoğunlukla gerçekleştirilemezken, hapishaneler (sıklıkla da kadın hapishaneleri) genellikle kiralama yoluyla oluşturuluyordu. Bu mekânların yıkık dökük, derme çatma, terk edilmiş ahırlardan, viranelerden ve evlerden oluşması da fiziksel yapısı itibariyle modern bir hapishanenin olmazsa olmazlarından denetim, ıslah ve rehabilitasyon gibi amaçlardan uzaklaşılmasına neden oluyordu.

Özellikle kadın mahkumlar için kiralama usulüyle oluşturulmuş hapishanelerin adına ‘imam evleri’ deniyordu.

Toplumun güvenini kazanan kişilerin kullanılmayan evleri hatta zaman zaman ahırları kiralanarak oluşturulan bu kadın mahpushanelerinin güvenliğinden, denetiminden ve hatta kadın mahkumların kişisel ve yemek, giysi, yatak gibi ihtiyaçlarından ev sahipleri sorumluydu.

Savaş süreci ve suçların artmasıyla birlikte hapishane ihtiyacı doğmuş ve geleneksel olarak imam evi olarak anılan hapis evlerine dönüştürülme sürecinde ise Kosova vilayetine bağlı Brana kazası Çarşı Mahallesi’nin imamı Hafız Nail Efendi’nin evi yerel otoriteler tarafından kadın hapishanesi olarak kiralanmaya uygun görülmüş ve 1912 yılı Eylül ayında bu evin imam evine dönüştürülmesine karar verilmişti. Dolayısıyla bu evde mahkum olan kadınların sorumlulukları, denetimleri ve teftiş usülleri tek bir kişiye verildi.

Geleneksel olarak uygulanmaya devam edilen kadın hapishanelerini kiralama yönteminin yanı sıra, mevcut hapishanelerin koğuş veya odalarını kadın mahkûmlara ayırmak yahut sonradan yeni bir koğuş inşa ettirmek de Osmanlı hapishanelerinde yürütülen farklı bir uygulamaydı.

Mahkum sayıları az olan kadın koğuşları için, kadın gardiyan atayarak ayrı birer maaş ödemesi yapmak yerine erkek gardiyanları kadın mahkumların denetim ve teftişinden sorumluydu.

Bununla birlikte 1913 yılında, Karesi (Balıkesir) Hapishanesi’nde kadınlar koğuşunun da denetim sorumluluğunu almış olan gardiyan Mehmed Çavuş’un, kadın mahkumları gece yarısı hapishanenin dışına çıkararak fuhuş yapmaya zorladığı ortaya çıktı.

Öte yandan bazı erkek gardiyanların kadın koğuşu nedeniyle ek ücret talep etmeleri üzerine hapishaneler idaresi yönetimi Gardiyanlar Talimatnamesi’nin 33. Maddesine ek olarak kadın koğuşunda erkek gardiyan görevlendirmenin yasak olduğunun altını çizdi. Böylece günümüz modern kadın hapishanelerinde geçerli kuralların da temeli atılmış oldu.
Kaynak: Toplumsal Tarih Dergisi / Gizem Sivri

Yazının orjinali için bakınız:

CNN TÜRK

 

İşkence edilen mahpusun sağır olduğu belirtildi

23 Eylül 2017

Tarsus T Tipi Hapishanesi’nde kadın mahpusların açlık grevi 40’ıncı güne girdi. Tutsakların dikkat çekmek için eylem başlattıkları işkenceler ise, sürüyor. Çıplak aramaya karşı çıkan mahpusun, uğradığı işkence sonucu duyma yetisini kaybettiği belirtildi.

Sürgün, revire çıkarılmama, mektuplara el konulaması, sosyal aktivitelerin ortadan kaldırılması, çıplak arama dayatması gibi işkenceye varan birçok uygulama ile gündemden düşmeyen Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kadın tutsakların açlık grevi’ıncı güne girdi. Taleplerin karşılanmamasına karşın tutsaklar eylemlerinde kararlı iken, tutsakların dikkat çektikleri işkence boyutundaki uygulamlar ise devam ediyor.

Çıplak aramaya karşı çıktı

Riha’dan (Urfa) Tarsus T Tipi Cezaevine sürgün edilen tutsak Çerko Mimkara, çıplak arama işkencesini reddettiği için işkenceye uğradı. Mimkara’nın işkence sonucu sol kulağı duyu yetisini kaybettiği öğrenildi. İşkence edilen Mimkara’nın (19) ablası Evin Mimkara Tarsus Hapishanesi’ne kardeşini ziyaret eden Avukat Yılmaz Talha’dan edindikleri bilgiler doğrultusunda yaşananlardan haber olduklarını belirtti.

7 gündür hücrede

Mimkara, kardeşinin ona yakın gardiyan tarafından işkence edildiğini ve sol kulağının duymadığını, sağ kulağının ise kısmi olarak duyduğunu buna rağmen hastaneye götürülmediğini kaydetti. Kardeşinin sürgün edildiklerinden de haberdar edilmediklerini belirten Mimkara, kardeşinin 7 gündür hücrede tutulduğunu aktardı. Aile, yaşananlara ilişkin İHD Riha Şubesi’ne başvurdu.

6 aydır görüş yok!

Cezaevi ile ilgili bir başka işkence uygulaması ise kadın tutsaklardan Şehriban Çoban yapıldı. Çoban 6 aydır ailesi ile görüştürülmüyor. Sincan F Tipi Cezaevi’nden Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edilen Çoban’ın annesi Nafiye Çoban, 6 aydır kızaları ile görüşmediklerini belirterek, “Bazen OHAL’i bahane ettiler, şimdilerde ise disiplin cezası olduğunu söylüyorlar” dedi. Kızının sürgün sırasında darp edildiğini belirten Çoban, “O zaman vücudunda morluklar vardı şimdi kızım ne durumda bilmiyorum” dedi.

Her hafta gidip bekliyorum

Üç kızı da cezaevinde olan Çoban, “Bir kızım Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ekonomik imkanlardan kaynaklı görüşüne gidemiyorum. Gazete dağıtımı yaptığı için bir yıldır tutuklu kızım Şirin ile Sincan’dan getirilen kızım Şehriban da Tarsus Cezaevi’nde. Onlarla da aylardır görüşemiyorum” diye konuştu. Her hafta görüş günü Tarsus Cezaevi kapısına gittiğini anlatan Çoban, “Cezaevi kapısında akşama kadar bekliyorum; ama yine de aylardır çocuklarımı göremiyorum. Gardiyanlar bana ‘Boşuna bekleme. Çoban’lara görüş yok’ diyor. Yine de bir umut bekliyorum” diyerek duyarlılık çağrısında bulunuyor.

HABER MERKEZİ

Haberin orjinali için bakınız:

Özgürlükçü Demokrasi

Kadın mahpus sayısında % 360 oranında artış

20.09.2017 – 02:30

Adalet Bakanlığı verilerine göre, ceza ve tevkifevlerinde Haziran ayı itibariyle 223 bin 451 mahkum bulunuyor.

Arif Balkan / İSTANBUL

Bir diğer ifadeyle toplam mahkum sayısı, aralarında ArdahanArtvinBayburt ve Bartın’ın da olduğu 10 ilin nüfusunu geçmiş durumda.
CHP İstanbul milletvekili ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Gamze Akkuş İlgezdi’nin, ‘Ceza İnfaz Kurumlarındaki Mahkumlar’a ilişkin bilgi edinme önergesine Adalet Bakanlığı’ndan yanıt geldi.

Kadın ve çocuk arttı
Bakanlık, 15 Haziran itibariyle ceza infaz kurumlarında 138 bin 235’i hükümlü, 85 bin 216’sı tutuklu olmak üzere toplam mahkum sayısının 223 bin 451 olduğunu açıkladı. CHP’li İlgezdi’nin açıkladığı verilere göre, 2002 yılı sonunda 34 bin 808 olan hükümlü sayısı 2017 Haziran ayı itibariyle yüzde 303’lük artışla 138 bin 235’e yükselirken, tutuklu sayısı da yüzde 246’lık artışla 24 bin 621’den, 85 bin 216’ya yükseldi. 4 Ocak 2017’de 201 bin 177 olan mahkum sayısı, Haziran 2017’ye gelindiğinde 223 bin 451’e ulaştı. Bir diğer ifadeyle mahkum sayısı sadece 6 ayda yüzde 11 arttı.
Adalet Bakanlığı verileri, çocuk mahkum sayısındaki artışı da ortaya koydu. 2002 yılı sonunda toplam 2 bin 45 çocuk mahkum bulunurken, Haziran 2017’de 2 bin 791 çocuk mahpusun cezaevlerinde bulunduğu bildirildi.
Veriler, son 15 yılda çocuk mahkum sayısındaki artışın yüzde 37’ye ulaştığını gösterdi. Kadına şiddet ve ölümlerin tartışıldığı Türkiye’de, cezaevlerindeki kadın mahkum sayısındaki artış da dikkatlerden kaçmadı. 2002 sonunda 2 bin 108 olan kadın mahkum sayısı, Haziran 2017 itibariyle 9 bin 708’e yükseldi. 15 yılda kadın mahkum sayısında yüzde 360 oranında bir artış yaşandı.
Cezaevlerinde bulunan 223 bin 451 mahkum, TÜİK’in 2016 yılı il nüfusu verilerine göre Ardahan, Artvin, Bayburt, Bartın, BilecikÇankırıGümüşhaneIğdırKilis ve Tunceli illerinin nüfuslarından bile fazla. Yani toplam mahkum sayısı bu 10 ilin nüfusunu geçmiş durumda.

Haberin orjinali için bakınız:

milliyet

Tarsus’ta işkence iddiaları devam ediyor; DUYUN BİZİ

14 Eylül 2017

Son dönemde işkence haberleriyle gündemden düşmeyen Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsakların başlattığı açlık grevi, 30’uncu güne girdi. Kadın tutsaklar talepleri için direnirken, avukat Tugay Bek, cezaevi idaresinin baskıcı tutumuna dikkat çekti

Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde yaklaşık 3 ay önce ortaya çıkan işkence haberlerinin ardından önce uyarı amaçlı sonrasında süresiz dönüşümsüz olarak 15 Ağustos’ta başlatılan açlık grevi, bugün itibariyle 30’uncu gününe girdi. Kadın tutsakların sürgün sırasında uğradığı işkence ile basına yansıyan cezaevi, sonrasında nerdeyse her gün işkence haberleriyle gündem oldu. Tutsakların “Burada büyük bir baskı ve şiddet var. Bizim sesimizi duyun” diyerek başladıkları eylemleri sürüyor.

Fail tanıdık

Bugün 1’inci ayına giren açlık grevi öncesi kadın tutsakların yaşadıkları işkence, Adana ve Mersin İHD raporlarına da yansımış, tutsakların sürgün sırasında saçlarından tutulup yerlerde süürklendikleri, tekmelendikleri ve cinsel saldırı ile tehdit edildikeri ortaya çıkmıştı. Yaşanan işkencelerin sorumlusunun ise, tanıdık olduğu ortaya çıkmıştı. Tarsus’a yeni atanan müdürün 24 Eylül 1996’da Amed’de 11 PKK’li tutsağın Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde demir ve sopalarla katledildiği dönemde cezaevi 1. müdürü olan Mahmut Çaça olduğu ortaya çıktı.

Uyarı eylemi yapıldı

Yaşanan işkenceler üzerine, 8 Ağustos’ta 52 kadın tutsak, 5 günlük uyarı amaçlı açlık grevine başladı. Açlık grevlerinin üçüncü gününde 12 maddelik talepte bulunan tutsaklar, taleplerinin yerine gelmemesi halinde süreli dönüşümlü açlık grevi başlatacaklarını açıkladı. Tutsakların talepleri ise; işkence sorumlularına soruşturma açılması, ‘tek tip elibise’ yasa tasarısının çekilmesi, hasta tutsakların revire çıkarılması, tacizlere son verilmesi, görüşlerde T.C numaraları ile görüş yapılmasının kaldırılması, hücre ve disiplin cezalarına son verilmesi, tutsak temsilcilerinin kabul edilmesi, sosyal etkinler yapılmasının sağlanması, iç ve dış postaların kabul edilmesi, cezaevi fizik koşullarının düzeltilmesi ve kişisel eşyalara el konulmaması.

50 derecede su işkencesi!

Açlık grevlerinin başladığı tarihlerde bu kez cezaevinde bir tutsağın ailesi aracılığı ile ilettiği bilgiye göre, tutsaklara “tek tip elbise “dayatması yapıldı. Tarsus’ta C5 koğuşunda kalan Şilan Çetiner’in ablası Ceylan Akutlu da, ziyareti sırasında kendisine aktarılan başka bir işkenceye dikkat çekti. Sıcaklığın 50 dereceyi bulduğu ilçede, tutsaklara su verilmediği öğrenilirken, üç kişiye de bir kişilik yemeğin verildiği belirtildi.

15 Ağustos’ta açlık grevi

Ardından 9 Ağustos’ta cezaevini ziyaret eden avukatlar hazırladıkları raporda, cezaevi müdürünün odasının “sorgu odasına” çevrildiği, cezaevinde silahlı sivil kişilerin dolaştığına dair dikkat çekici iddialara yer verildi. Uyarı amaçlı açlık grevine rağmen cezaevinde her gün giderek ağırlaşan koşullar altında 15 Ağustos’ta 12 kadın tutsağın başlattığı açlık grevi, sonraki günlerde başka tutsakların katılımı ile bugün 30’uncu gününe girdi.

Tutsaklar muhatap alınmıyor

Adana Barosu avukatlarından Tugay Bek, 32 tutsağın açlık grevinde olduğunu belirterek, 2 tutsağın ise sağlık sorunları nedeniyle açlık grevine bıraktığını belirtti. 30’uncu güne giren açlık grevi ile ilgili asıl sorunun muhatap olduğunu belirten Bek, tutsaklar ile şuana kadar cezaevi idaresi tarafından bir görüşmenin yapılmadığını aktardı. Taleplerin görmezden gelindiğine vurug yapan Bek, “Nomalde açlık grevleri olması dahi sorumlu müdürler, tutuklu ve hükümlülerle sorunları temelinde görüşür. Ancak bir açlık grevi var ve ciddi bir aşamaya gelmiş, kilo kaybı başlamış durumda. Muhatap dahi alınmıyor” dedi.

Tutsakların taleplerinin karşılanmayacak talepler olmadığına vurgu yapan Bek, tutsakların taleplerinin hukukun uygulanması olduğunu belirtti. Adana ve Mersin barosu olarak ileriki günlerde Cumhuriyet savcısı ve cezaevi yönetimi ile görüşmek için bir heyet oluşturacaklarını söyleyen Bek, Tarsus cezaevinin özellikle yeni olmasından kaynaklı idare tarafından otorite geliştirmek amacıyla baskı yapıldığını belirtti. OHAL sonrasında tüm cezaevlerinde baskının arttığını belirten Bek, kamuoyundan da yetirince ses olunmadığından açlık grevinin başladığını söyledi. Bek, yetkililere adım atması ve kamuoyuna ise, açlık grevini sahiplenmesi çağrısı yaptı.

Beritan Alyakurt / Amed

Haberin orjinali için bakınız:

Özgürlükçü Demokrasi

Kadın Mahpuslar Hapishanede Halı Dokuyor

12 Eylül 2017 – 11:33

Sivas’ta kent merkezinde bulunan Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda kurulan halı atölyesinde yaklaşık 30 kadın mahkum çalışıyor. Örmesi çok zahmetli olan ve zaman alan halı imalatında, 1992 yılında alınan siparişleri yetiştirilmeye çalışılıyor.
Cezaevinde kurulan halı atölyesinde çalışan kadın mahkumlar meşhur Sivas halısını büyük bir zahmetle dokuyor. Dokudukları halılara 1 desimetre de yaklaşık 3 bin 600 ilmek atan kadın mahkumlar dokudukları halıda yaklaşık 25 farklı renk kullanıyor. Bir halı 2 yılda bitirilirken mahkumlar en son 1992 yılında alınan siparişleri yetiştirmeye çalışıyor. Dokunan halılar el işçiliği, renkleri ve desenleriyle dikkat çekiyor.
Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Zeki Yıldırım atölyede sipariş üzerine halı dokuduklarını belirterek, “Halı dokuma atölyemizde Hereke tipi halı dokunmaktadır. Bunlar sipariş halılarıdır. Çok uzun yıllar 1987 yılının halılarını dokuyoruz şu anda çünkü çok uzun bir süreç gerektiriyor. 10 metreye kadar olan halılarımız var. Süre uzun gelebilir ama bir halının ortalama 1.5, 2 yılda ancak çıktığını düşünürsek en son 1992 yılında sipariş aldık o siparişleri yetiştirmeye çalışıyoruz. İsme yapılan halılar bunlar. Vatandaş geldiğinde isterse halısını alıyor. Yoksa siparişten vazgeçip bir başka şahsa da satabilme imkanımız var. Halıların fiyatlarını bakanlık belirliyor” dedi.

“Önemli bir kültür yaşatılıyor”
Halının metrekaresini bin liradan sattıklarını ifade eden Yıldırım, “Burada çalışanlar ücretlerini alıyorlar. Sigortaları yapılıyor. Attıkları ilmek sayısı kadar ücret alıyorlar. Meslek öğreniyorlar. Meslek edindirmek kurslarıyla belgelerini veriyoruz. Çırak olarak alıyoruz ustalarımız sayesinde halı dokumayı öğreniyorlar. Sivas’ın halılarını da yaşatma adına, kültürü yaşatma adına hizmet veriyoruz” şeklinde konuştu.
Yaptıkları işten memnun olduklarını söyleyen kadın mahkum, “Öncelikle meslek öğreniyoruz. Çünkü halı dokumak güzel bir iş zamanımız çok güzel geçiyor. Hafta sonlarını seviyoruz. Çünkü halı dokumayı özlüyoruz. Burada çalışmayı tercih ediyoruz. Çalışırken zamanımız çok güzel geçiyor. Arkadaşlarımızla daha iyi anlaşıyoruz. Cezaevinde başka atölyeler de var ama bizler halıyı sevdiğimiz için buradayız. Ustalarımızdan öğrendik şimdi arkadaşlarımıza öğretmeye çalışıyoruz. Cezaevinden çıktıktan sonra atölye açmayı düşünüyorum ama nasıl olur bilmiyorum” diye konuştu.

Haberin orjinali için bakınız:

milliyet

68 kadın mahpusa işkence yapıldığı iddiası

Bayburt M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Nudem Duran, 68 kadının sürekli sistematik şiddete maruz kaldığını söyledi. 

08 Eylül 2017 Cuma | Haber

Bayburt M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Nudem Duran, 68 kadının sürekli sistematik şiddete maruz kaldığını söyledi.

Daha önce sürekli işkence ile gündeme gelen Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nin ardından Bayburt M Tipi Cezaevi’nde de işkence yapıldığı tutsaklar tarafından ailelerine aktarıldı. Bayburt M Tipi Cezaevi’nde kalan ve söylediği şarkılar nedeniyle ‘örgüt propagandası’ yaptığı gerekçesiyle tutuklanan Nudem Duran (26), ailesi ile yaptığı görüşmede tutsaklar olarak işkenceye maruz kaldıklarını söyledi.

Anne Hatice Duran, cezaevinin uzaklığı nedeniyle sürekli ziyaret edemediğini belirterek, “Kızım Bayburt Cezaevinde, zaten çok uzak olduğu için sık sık ziyarete gidemiyorum. İki-üç aydan sonra ilk defa bu ay bayram nedeni ile ziyarete gittim. Ziyarette kızım bana burada şiddete maruz bırakıldıklarını aktardı. Keyfi uygulamalar nedeniyle 68 kadın tutsağın kaldığı koğuşta sürekli şiddet uygulanıyor” diye konuştu.

 

 Yapılan uygulamalar keyfi 

İşkencenin yanı sıra koğuşların neredeyse her gün ve her saat aramadan geçirildiğinin kendisine aktarıldığını ifade eden Hatice Duran, “Kızım cezaevinde 12 Eylül uygulamalarının hayata geçirilmek istendiğini söyledi. Kızımla görüşürken dahi oradaki baskı ortamını hissettik. Biz tutsak yakınları olarak bu uygulamaya karşı sessiz kalmayacağız. Hükümet çocuklarımızı tutsak ederek zaten bizlere hayatı zehir etti. Bir de o dört duvar arasında işkenceye maruz bırakmalarını asla kabul etmeyeceğiz” dedi.

Cezaevlerindeki baskılara karşı İnsan Hakları Dernekleri ve duyarlı kesimlere çağrıda bulunan Hatice Duran, şöyle konuştu: “Benim kızım üç senedir cezaevinde bulunuyor. 18 sene daha kalacak. Böyle bir muamele ile değil 18 sene, iki ay daha cezaevinden kalınmaz. Orada işkenceye maruz kalan sadece benim kızım değil, bütün kadın tutsaklardır. Bu nedenle herkesi cezaevlerine sahip çıkmaya çağırıyorum.”

 

 BAYBURT

Haberin orjinali için bakınız:

justpaste.it