“Osmanlı’nın gizli tarihi: Kadın mahkumlar”

15.09.2017 Cuma 11:03 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde erkeklere özgü olarak betimlenen hapishanelerde adi suçlardan yargılanan kadınlar da vardı. Osmanlı’da aciz ve masum kadın algısının yanı sıra adi suçlardan hüküm giyen kadın suçlular hapishanelerde nasıl şartlarda kalıyorlardı? Osmanlı’da kadın mahkumlar hangi suçlardan yargılanıyordu? İşte Osmanlı’nın kadın hapishaneleri hakkında bilinmeyenler…

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1839 Sultan Abdülmecit Dönemi’nde yayınlanan Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan reform ve modernleşme girişimleri dönemin hapishanelerinde de değişikliğe neden oldu. Tanzimat Fermanı ile birlikte zindanlardan modern hapishanelere dönüşüm başladı.

Osmanlı’da hapishanelerin daha çok erkeklere özgü bir alan olduğu algısı var olsa da Osmanlı’da adi bir suçlu olarak kadınların hapishanelerde var olma süreci erkeklere göre farklılıklar gösteriyor.

Suçun, suçluluğun ve hapishanelerin 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda ‘erkeklerin dünyasına ait’ bir mesele gibi görülmesi, kadınların suç dünyası içinde ‘dışlanmış’ bir karaktere bürünmesine neden oldu.

Osmanlı hukukunda kadının varlığı çoğunlukla davacı olarak tasvir edilmiş ve mahkemelerdeki “hak arayan” duruşu, kadını hep masum ve haksızlığa uğramış görülüyordu.

Kadının suçlu olarak görüldüğü tek alan ise fuhuş dolayısıyla ‘zina’ suçlarıydı. Osmanlı toplumunun bu fuhuş suçu işlemiş kadınlara bakışı, fuhuşu bir suç olarak görmekten çok bedenini kullanmaya mecbur kalan, ahlaki normlardan uzak yaşayan, sahipsiz ve kimsesiz kadınların, aileleri ile toplumsal ve dini değerleri için yarattığı potansiyel tehlikeye odaklıydı. İslam hukukunun yüzyıllardır “zina” kapsamında değerlendirdiği fuhuşa kadı mahkemelerinin verdiği en yaygın ceza sürgün cezasıydı.

19’uncu yüzyılın ikinci yarısında ise modern hukuk sürecinin parçası olarak uygulamaya koyulan 1858 Ceza Kanunnamesi ve modern yargı usulleri fuhuş nedeniyle yargılanan kadınlara sürgün cezası yerine hapis cezası verilmesini emrediyordu.

Fuhuş yapan kadınlara uygulanan cezanın hapsetme olarak değiştirilmesi kadın hapishanesine duyulan ihtiyacı artıran sebeplerden biri olurken, öte yandan da mahkemelerde tutuklu yargılanan suçluların davalarının görülmesi sırasında yaşanan gecikmeler hem kadın hem de erkek hapishanelerine duyulan ihtiyacı artırmaktaydı.

Kadını aciz, masum ve günahsız bir davacı olmak yerine bir fail olarak kabul edilen tek suç fuhuşmuş gibi gösterilse de İttihat ve Terakki yönetiminin 1911-1920 yılları arasında gerçekleştirdiği hapishane anket ve sayımlarında kadınların da hırsızlık, cinayet, kız kaçırmaya yardım gibi suçlardan yargılandığı görüldü.

Osmanlı’da ilk versiyonu 1840’ta yayınlanan, 1851 ve 1858’de kapsamı genişletilen modern ceza kanunnamelerinde cinayet, cünha ve kabahat olarak üçe ayrılan suçlardan herhangi birinden hüküm giymiş kadınlar bir suça işleyerek, kendi aktif rol ve statülerinin belirleyicisi oldu.

Hapishanelerin modernleşme sürecinin yanı sıra kadınların da adi suçlarda rol almasıyla birlikte kadın hapishanelerinde modern hapishane anlayışının yakınından dahi geçmediği durumlar da yaşandı.

1851 yılında İngiliz elçi Stratford Canning’in Osmanlı’da hapishane sorununa ilişkin yayınladığı raporla birlikte modernleşme sürecindeki hapishanelere ilk uluslararası müdahale de yapılmış oldu.

Canning’in yayınladığı raporda, ilk kez Osmanlı’da kadın hapishanesi ve kadın koğuşu yapısı eksikliği ısrarlı bir şekilde vurgulanıyordu. Stratford Canning’in kadın hapishanesi eksikli- ği vurgusuyla birlikte, erkek (zükur) hapishanelerinin yıkık dökük, derme çatma yapılardan, genellikle de kale burçları (Yedikule), hisarlar (Anadolu ve Rumelihisarları), yahut terk edilmiş, boş evlerden ibaret olduğu ve hapishanelerin rehabilitasyon, ıslah ve suçluyu topluma kazandırma gibi amaçlarından uzaklaştırıldığı vurgulanıyordu.

1850-1919 yılları arasında hapishane kompleksi inşaatları ekonomik sorunlar gerekçesiyle çoğunlukla gerçekleştirilemezken, hapishaneler (sıklıkla da kadın hapishaneleri) genellikle kiralama yoluyla oluşturuluyordu. Bu mekânların yıkık dökük, derme çatma, terk edilmiş ahırlardan, viranelerden ve evlerden oluşması da fiziksel yapısı itibariyle modern bir hapishanenin olmazsa olmazlarından denetim, ıslah ve rehabilitasyon gibi amaçlardan uzaklaşılmasına neden oluyordu.

Özellikle kadın mahkumlar için kiralama usulüyle oluşturulmuş hapishanelerin adına ‘imam evleri’ deniyordu.

Toplumun güvenini kazanan kişilerin kullanılmayan evleri hatta zaman zaman ahırları kiralanarak oluşturulan bu kadın mahpushanelerinin güvenliğinden, denetiminden ve hatta kadın mahkumların kişisel ve yemek, giysi, yatak gibi ihtiyaçlarından ev sahipleri sorumluydu.

Savaş süreci ve suçların artmasıyla birlikte hapishane ihtiyacı doğmuş ve geleneksel olarak imam evi olarak anılan hapis evlerine dönüştürülme sürecinde ise Kosova vilayetine bağlı Brana kazası Çarşı Mahallesi’nin imamı Hafız Nail Efendi’nin evi yerel otoriteler tarafından kadın hapishanesi olarak kiralanmaya uygun görülmüş ve 1912 yılı Eylül ayında bu evin imam evine dönüştürülmesine karar verilmişti. Dolayısıyla bu evde mahkum olan kadınların sorumlulukları, denetimleri ve teftiş usülleri tek bir kişiye verildi.

Geleneksel olarak uygulanmaya devam edilen kadın hapishanelerini kiralama yönteminin yanı sıra, mevcut hapishanelerin koğuş veya odalarını kadın mahkûmlara ayırmak yahut sonradan yeni bir koğuş inşa ettirmek de Osmanlı hapishanelerinde yürütülen farklı bir uygulamaydı.

Mahkum sayıları az olan kadın koğuşları için, kadın gardiyan atayarak ayrı birer maaş ödemesi yapmak yerine erkek gardiyanları kadın mahkumların denetim ve teftişinden sorumluydu.

Bununla birlikte 1913 yılında, Karesi (Balıkesir) Hapishanesi’nde kadınlar koğuşunun da denetim sorumluluğunu almış olan gardiyan Mehmed Çavuş’un, kadın mahkumları gece yarısı hapishanenin dışına çıkararak fuhuş yapmaya zorladığı ortaya çıktı.

Öte yandan bazı erkek gardiyanların kadın koğuşu nedeniyle ek ücret talep etmeleri üzerine hapishaneler idaresi yönetimi Gardiyanlar Talimatnamesi’nin 33. Maddesine ek olarak kadın koğuşunda erkek gardiyan görevlendirmenin yasak olduğunun altını çizdi. Böylece günümüz modern kadın hapishanelerinde geçerli kuralların da temeli atılmış oldu.
Kaynak: Toplumsal Tarih Dergisi / Gizem Sivri

Yazının orjinali için bakınız:

CNN TÜRK

 

Reklamlar

İşkence edilen mahpusun sağır olduğu belirtildi

23 Eylül 2017

Tarsus T Tipi Hapishanesi’nde kadın mahpusların açlık grevi 40’ıncı güne girdi. Tutsakların dikkat çekmek için eylem başlattıkları işkenceler ise, sürüyor. Çıplak aramaya karşı çıkan mahpusun, uğradığı işkence sonucu duyma yetisini kaybettiği belirtildi.

Sürgün, revire çıkarılmama, mektuplara el konulaması, sosyal aktivitelerin ortadan kaldırılması, çıplak arama dayatması gibi işkenceye varan birçok uygulama ile gündemden düşmeyen Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kadın tutsakların açlık grevi’ıncı güne girdi. Taleplerin karşılanmamasına karşın tutsaklar eylemlerinde kararlı iken, tutsakların dikkat çektikleri işkence boyutundaki uygulamlar ise devam ediyor.

Çıplak aramaya karşı çıktı

Riha’dan (Urfa) Tarsus T Tipi Cezaevine sürgün edilen tutsak Çerko Mimkara, çıplak arama işkencesini reddettiği için işkenceye uğradı. Mimkara’nın işkence sonucu sol kulağı duyu yetisini kaybettiği öğrenildi. İşkence edilen Mimkara’nın (19) ablası Evin Mimkara Tarsus Hapishanesi’ne kardeşini ziyaret eden Avukat Yılmaz Talha’dan edindikleri bilgiler doğrultusunda yaşananlardan haber olduklarını belirtti.

7 gündür hücrede

Mimkara, kardeşinin ona yakın gardiyan tarafından işkence edildiğini ve sol kulağının duymadığını, sağ kulağının ise kısmi olarak duyduğunu buna rağmen hastaneye götürülmediğini kaydetti. Kardeşinin sürgün edildiklerinden de haberdar edilmediklerini belirten Mimkara, kardeşinin 7 gündür hücrede tutulduğunu aktardı. Aile, yaşananlara ilişkin İHD Riha Şubesi’ne başvurdu.

6 aydır görüş yok!

Cezaevi ile ilgili bir başka işkence uygulaması ise kadın tutsaklardan Şehriban Çoban yapıldı. Çoban 6 aydır ailesi ile görüştürülmüyor. Sincan F Tipi Cezaevi’nden Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edilen Çoban’ın annesi Nafiye Çoban, 6 aydır kızaları ile görüşmediklerini belirterek, “Bazen OHAL’i bahane ettiler, şimdilerde ise disiplin cezası olduğunu söylüyorlar” dedi. Kızının sürgün sırasında darp edildiğini belirten Çoban, “O zaman vücudunda morluklar vardı şimdi kızım ne durumda bilmiyorum” dedi.

Her hafta gidip bekliyorum

Üç kızı da cezaevinde olan Çoban, “Bir kızım Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ekonomik imkanlardan kaynaklı görüşüne gidemiyorum. Gazete dağıtımı yaptığı için bir yıldır tutuklu kızım Şirin ile Sincan’dan getirilen kızım Şehriban da Tarsus Cezaevi’nde. Onlarla da aylardır görüşemiyorum” diye konuştu. Her hafta görüş günü Tarsus Cezaevi kapısına gittiğini anlatan Çoban, “Cezaevi kapısında akşama kadar bekliyorum; ama yine de aylardır çocuklarımı göremiyorum. Gardiyanlar bana ‘Boşuna bekleme. Çoban’lara görüş yok’ diyor. Yine de bir umut bekliyorum” diyerek duyarlılık çağrısında bulunuyor.

HABER MERKEZİ

Haberin orjinali için bakınız:

Özgürlükçü Demokrasi

Kadın mahpus sayısında % 360 oranında artış

20.09.2017 – 02:30

Adalet Bakanlığı verilerine göre, ceza ve tevkifevlerinde Haziran ayı itibariyle 223 bin 451 mahkum bulunuyor.

Arif Balkan / İSTANBUL

Bir diğer ifadeyle toplam mahkum sayısı, aralarında ArdahanArtvinBayburt ve Bartın’ın da olduğu 10 ilin nüfusunu geçmiş durumda.
CHP İstanbul milletvekili ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Gamze Akkuş İlgezdi’nin, ‘Ceza İnfaz Kurumlarındaki Mahkumlar’a ilişkin bilgi edinme önergesine Adalet Bakanlığı’ndan yanıt geldi.

Kadın ve çocuk arttı
Bakanlık, 15 Haziran itibariyle ceza infaz kurumlarında 138 bin 235’i hükümlü, 85 bin 216’sı tutuklu olmak üzere toplam mahkum sayısının 223 bin 451 olduğunu açıkladı. CHP’li İlgezdi’nin açıkladığı verilere göre, 2002 yılı sonunda 34 bin 808 olan hükümlü sayısı 2017 Haziran ayı itibariyle yüzde 303’lük artışla 138 bin 235’e yükselirken, tutuklu sayısı da yüzde 246’lık artışla 24 bin 621’den, 85 bin 216’ya yükseldi. 4 Ocak 2017’de 201 bin 177 olan mahkum sayısı, Haziran 2017’ye gelindiğinde 223 bin 451’e ulaştı. Bir diğer ifadeyle mahkum sayısı sadece 6 ayda yüzde 11 arttı.
Adalet Bakanlığı verileri, çocuk mahkum sayısındaki artışı da ortaya koydu. 2002 yılı sonunda toplam 2 bin 45 çocuk mahkum bulunurken, Haziran 2017’de 2 bin 791 çocuk mahpusun cezaevlerinde bulunduğu bildirildi.
Veriler, son 15 yılda çocuk mahkum sayısındaki artışın yüzde 37’ye ulaştığını gösterdi. Kadına şiddet ve ölümlerin tartışıldığı Türkiye’de, cezaevlerindeki kadın mahkum sayısındaki artış da dikkatlerden kaçmadı. 2002 sonunda 2 bin 108 olan kadın mahkum sayısı, Haziran 2017 itibariyle 9 bin 708’e yükseldi. 15 yılda kadın mahkum sayısında yüzde 360 oranında bir artış yaşandı.
Cezaevlerinde bulunan 223 bin 451 mahkum, TÜİK’in 2016 yılı il nüfusu verilerine göre Ardahan, Artvin, Bayburt, Bartın, BilecikÇankırıGümüşhaneIğdırKilis ve Tunceli illerinin nüfuslarından bile fazla. Yani toplam mahkum sayısı bu 10 ilin nüfusunu geçmiş durumda.

Haberin orjinali için bakınız:

milliyet

Tarsus’ta işkence iddiaları devam ediyor; DUYUN BİZİ

14 Eylül 2017

Son dönemde işkence haberleriyle gündemden düşmeyen Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsakların başlattığı açlık grevi, 30’uncu güne girdi. Kadın tutsaklar talepleri için direnirken, avukat Tugay Bek, cezaevi idaresinin baskıcı tutumuna dikkat çekti

Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde yaklaşık 3 ay önce ortaya çıkan işkence haberlerinin ardından önce uyarı amaçlı sonrasında süresiz dönüşümsüz olarak 15 Ağustos’ta başlatılan açlık grevi, bugün itibariyle 30’uncu gününe girdi. Kadın tutsakların sürgün sırasında uğradığı işkence ile basına yansıyan cezaevi, sonrasında nerdeyse her gün işkence haberleriyle gündem oldu. Tutsakların “Burada büyük bir baskı ve şiddet var. Bizim sesimizi duyun” diyerek başladıkları eylemleri sürüyor.

Fail tanıdık

Bugün 1’inci ayına giren açlık grevi öncesi kadın tutsakların yaşadıkları işkence, Adana ve Mersin İHD raporlarına da yansımış, tutsakların sürgün sırasında saçlarından tutulup yerlerde süürklendikleri, tekmelendikleri ve cinsel saldırı ile tehdit edildikeri ortaya çıkmıştı. Yaşanan işkencelerin sorumlusunun ise, tanıdık olduğu ortaya çıkmıştı. Tarsus’a yeni atanan müdürün 24 Eylül 1996’da Amed’de 11 PKK’li tutsağın Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde demir ve sopalarla katledildiği dönemde cezaevi 1. müdürü olan Mahmut Çaça olduğu ortaya çıktı.

Uyarı eylemi yapıldı

Yaşanan işkenceler üzerine, 8 Ağustos’ta 52 kadın tutsak, 5 günlük uyarı amaçlı açlık grevine başladı. Açlık grevlerinin üçüncü gününde 12 maddelik talepte bulunan tutsaklar, taleplerinin yerine gelmemesi halinde süreli dönüşümlü açlık grevi başlatacaklarını açıkladı. Tutsakların talepleri ise; işkence sorumlularına soruşturma açılması, ‘tek tip elibise’ yasa tasarısının çekilmesi, hasta tutsakların revire çıkarılması, tacizlere son verilmesi, görüşlerde T.C numaraları ile görüş yapılmasının kaldırılması, hücre ve disiplin cezalarına son verilmesi, tutsak temsilcilerinin kabul edilmesi, sosyal etkinler yapılmasının sağlanması, iç ve dış postaların kabul edilmesi, cezaevi fizik koşullarının düzeltilmesi ve kişisel eşyalara el konulmaması.

50 derecede su işkencesi!

Açlık grevlerinin başladığı tarihlerde bu kez cezaevinde bir tutsağın ailesi aracılığı ile ilettiği bilgiye göre, tutsaklara “tek tip elbise “dayatması yapıldı. Tarsus’ta C5 koğuşunda kalan Şilan Çetiner’in ablası Ceylan Akutlu da, ziyareti sırasında kendisine aktarılan başka bir işkenceye dikkat çekti. Sıcaklığın 50 dereceyi bulduğu ilçede, tutsaklara su verilmediği öğrenilirken, üç kişiye de bir kişilik yemeğin verildiği belirtildi.

15 Ağustos’ta açlık grevi

Ardından 9 Ağustos’ta cezaevini ziyaret eden avukatlar hazırladıkları raporda, cezaevi müdürünün odasının “sorgu odasına” çevrildiği, cezaevinde silahlı sivil kişilerin dolaştığına dair dikkat çekici iddialara yer verildi. Uyarı amaçlı açlık grevine rağmen cezaevinde her gün giderek ağırlaşan koşullar altında 15 Ağustos’ta 12 kadın tutsağın başlattığı açlık grevi, sonraki günlerde başka tutsakların katılımı ile bugün 30’uncu gününe girdi.

Tutsaklar muhatap alınmıyor

Adana Barosu avukatlarından Tugay Bek, 32 tutsağın açlık grevinde olduğunu belirterek, 2 tutsağın ise sağlık sorunları nedeniyle açlık grevine bıraktığını belirtti. 30’uncu güne giren açlık grevi ile ilgili asıl sorunun muhatap olduğunu belirten Bek, tutsaklar ile şuana kadar cezaevi idaresi tarafından bir görüşmenin yapılmadığını aktardı. Taleplerin görmezden gelindiğine vurug yapan Bek, “Nomalde açlık grevleri olması dahi sorumlu müdürler, tutuklu ve hükümlülerle sorunları temelinde görüşür. Ancak bir açlık grevi var ve ciddi bir aşamaya gelmiş, kilo kaybı başlamış durumda. Muhatap dahi alınmıyor” dedi.

Tutsakların taleplerinin karşılanmayacak talepler olmadığına vurgu yapan Bek, tutsakların taleplerinin hukukun uygulanması olduğunu belirtti. Adana ve Mersin barosu olarak ileriki günlerde Cumhuriyet savcısı ve cezaevi yönetimi ile görüşmek için bir heyet oluşturacaklarını söyleyen Bek, Tarsus cezaevinin özellikle yeni olmasından kaynaklı idare tarafından otorite geliştirmek amacıyla baskı yapıldığını belirtti. OHAL sonrasında tüm cezaevlerinde baskının arttığını belirten Bek, kamuoyundan da yetirince ses olunmadığından açlık grevinin başladığını söyledi. Bek, yetkililere adım atması ve kamuoyuna ise, açlık grevini sahiplenmesi çağrısı yaptı.

Beritan Alyakurt / Amed

Haberin orjinali için bakınız:

Özgürlükçü Demokrasi

Kadın Mahpuslar Hapishanede Halı Dokuyor

12 Eylül 2017 – 11:33

Sivas’ta kent merkezinde bulunan Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda kurulan halı atölyesinde yaklaşık 30 kadın mahkum çalışıyor. Örmesi çok zahmetli olan ve zaman alan halı imalatında, 1992 yılında alınan siparişleri yetiştirilmeye çalışılıyor.
Cezaevinde kurulan halı atölyesinde çalışan kadın mahkumlar meşhur Sivas halısını büyük bir zahmetle dokuyor. Dokudukları halılara 1 desimetre de yaklaşık 3 bin 600 ilmek atan kadın mahkumlar dokudukları halıda yaklaşık 25 farklı renk kullanıyor. Bir halı 2 yılda bitirilirken mahkumlar en son 1992 yılında alınan siparişleri yetiştirmeye çalışıyor. Dokunan halılar el işçiliği, renkleri ve desenleriyle dikkat çekiyor.
Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Zeki Yıldırım atölyede sipariş üzerine halı dokuduklarını belirterek, “Halı dokuma atölyemizde Hereke tipi halı dokunmaktadır. Bunlar sipariş halılarıdır. Çok uzun yıllar 1987 yılının halılarını dokuyoruz şu anda çünkü çok uzun bir süreç gerektiriyor. 10 metreye kadar olan halılarımız var. Süre uzun gelebilir ama bir halının ortalama 1.5, 2 yılda ancak çıktığını düşünürsek en son 1992 yılında sipariş aldık o siparişleri yetiştirmeye çalışıyoruz. İsme yapılan halılar bunlar. Vatandaş geldiğinde isterse halısını alıyor. Yoksa siparişten vazgeçip bir başka şahsa da satabilme imkanımız var. Halıların fiyatlarını bakanlık belirliyor” dedi.

“Önemli bir kültür yaşatılıyor”
Halının metrekaresini bin liradan sattıklarını ifade eden Yıldırım, “Burada çalışanlar ücretlerini alıyorlar. Sigortaları yapılıyor. Attıkları ilmek sayısı kadar ücret alıyorlar. Meslek öğreniyorlar. Meslek edindirmek kurslarıyla belgelerini veriyoruz. Çırak olarak alıyoruz ustalarımız sayesinde halı dokumayı öğreniyorlar. Sivas’ın halılarını da yaşatma adına, kültürü yaşatma adına hizmet veriyoruz” şeklinde konuştu.
Yaptıkları işten memnun olduklarını söyleyen kadın mahkum, “Öncelikle meslek öğreniyoruz. Çünkü halı dokumak güzel bir iş zamanımız çok güzel geçiyor. Hafta sonlarını seviyoruz. Çünkü halı dokumayı özlüyoruz. Burada çalışmayı tercih ediyoruz. Çalışırken zamanımız çok güzel geçiyor. Arkadaşlarımızla daha iyi anlaşıyoruz. Cezaevinde başka atölyeler de var ama bizler halıyı sevdiğimiz için buradayız. Ustalarımızdan öğrendik şimdi arkadaşlarımıza öğretmeye çalışıyoruz. Cezaevinden çıktıktan sonra atölye açmayı düşünüyorum ama nasıl olur bilmiyorum” diye konuştu.

Haberin orjinali için bakınız:

milliyet

68 kadın mahpusa işkence yapıldığı iddiası

Bayburt M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Nudem Duran, 68 kadının sürekli sistematik şiddete maruz kaldığını söyledi. 

08 Eylül 2017 Cuma | Haber

Bayburt M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Nudem Duran, 68 kadının sürekli sistematik şiddete maruz kaldığını söyledi.

Daha önce sürekli işkence ile gündeme gelen Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nin ardından Bayburt M Tipi Cezaevi’nde de işkence yapıldığı tutsaklar tarafından ailelerine aktarıldı. Bayburt M Tipi Cezaevi’nde kalan ve söylediği şarkılar nedeniyle ‘örgüt propagandası’ yaptığı gerekçesiyle tutuklanan Nudem Duran (26), ailesi ile yaptığı görüşmede tutsaklar olarak işkenceye maruz kaldıklarını söyledi.

Anne Hatice Duran, cezaevinin uzaklığı nedeniyle sürekli ziyaret edemediğini belirterek, “Kızım Bayburt Cezaevinde, zaten çok uzak olduğu için sık sık ziyarete gidemiyorum. İki-üç aydan sonra ilk defa bu ay bayram nedeni ile ziyarete gittim. Ziyarette kızım bana burada şiddete maruz bırakıldıklarını aktardı. Keyfi uygulamalar nedeniyle 68 kadın tutsağın kaldığı koğuşta sürekli şiddet uygulanıyor” diye konuştu.

 

 Yapılan uygulamalar keyfi 

İşkencenin yanı sıra koğuşların neredeyse her gün ve her saat aramadan geçirildiğinin kendisine aktarıldığını ifade eden Hatice Duran, “Kızım cezaevinde 12 Eylül uygulamalarının hayata geçirilmek istendiğini söyledi. Kızımla görüşürken dahi oradaki baskı ortamını hissettik. Biz tutsak yakınları olarak bu uygulamaya karşı sessiz kalmayacağız. Hükümet çocuklarımızı tutsak ederek zaten bizlere hayatı zehir etti. Bir de o dört duvar arasında işkenceye maruz bırakmalarını asla kabul etmeyeceğiz” dedi.

Cezaevlerindeki baskılara karşı İnsan Hakları Dernekleri ve duyarlı kesimlere çağrıda bulunan Hatice Duran, şöyle konuştu: “Benim kızım üç senedir cezaevinde bulunuyor. 18 sene daha kalacak. Böyle bir muamele ile değil 18 sene, iki ay daha cezaevinden kalınmaz. Orada işkenceye maruz kalan sadece benim kızım değil, bütün kadın tutsaklardır. Bu nedenle herkesi cezaevlerine sahip çıkmaya çağırıyorum.”

 

 BAYBURT

Haberin orjinali için bakınız:

justpaste.it

 

“Silivri’de kadınların kaldığı koğuşlara tuvalet ve banyoların görüntülenebildiği kameralar yerleştirildi”

EYLÜL 07, 2017, 5:45 PM

Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na, kadın mahkumların kaldığı koğuşlara tuvaletlerinin ve banyolarının görüntülenebildiği kameraların yerleştirildiği öğrenildi.

15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL sonrasında cezaevlerinde yaygınlaşan işkence, kötü muamele ve hak ihlallerine bir yenisi daha eklendi.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na, kadın mahkumların kaldığı koğuşlara tuvaletlerinin ve banyolarının görüntülenebildiği kameraların yerleştirildiği öğrenildi.

Çocuklarıyla bir araya gelmek için açık görüş hakkını kullanan siyasi mahkumların aileleri tarafından verilen bilgilere göre, OHAL’in ardından gardiyanlar tarafından kötü muamelelere maruz kalan kadın mahkumların tuvalet ve banyolarının karşı tarafına kamera yerleştirildi. Kameraların, tuvaletleri ve banyo yerlerini cam bölmenin dışından rahatlıkla görebildiğini ailelerine anlatan kadın mahkumlar, bu durumdan şikayetçi.

Tuvaleti ve banyoyu kullanmadan önce çöp poşetleri ile kameraların görüş açısını kapattıklarını dile getiren mahkûmlar, kamuoyunun bu konuda duyarlı olmasını ve kameraların kaldırılması için kampanya başlatılmasını istediklerini ailelerine iletti.

Ailelere 15 dakikalık “tutuklama”

Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ortaya çıkan hak ihlalleri, tuvalet ve banyoların görüş alanına takılan kameralarla da sınırlı kalmadı. Önceki gün açık görüşte çocuklarını gören ailelerin cezaevinin ziyaret bölümünde on beş dakika boyunca gardiyanlar tarafından zorla tutulduğu belirtildi. Aileler tarafından yapılan açıklamada, görüş bittikten sonra çocuklarını alkışlarla koğuşlarına uğurlayan aileler, bu uğurlama yöntemi nedeniyle gardiyanlar tarafından dışarı çıkartılmadı. On beş dakika boyunca aileleri görüş alanında zorla tutan ve buna gerekçe olarak da “mahkumların sayım işleminin bitmediğini” gösteren gardiyanlara karşı çıkan aileler, kapalı kaldıkları süre boyunca kapıları yumrukladı.

Haberin orjinali için bakınız:

grihat

Mahpuslara yönelik hak ihlallerine ilişkin soru önergesi

2017-09-06 Saat: 17:14:12

Urfa Milletvekili Dilek Öcalan Urfa T Tipi Hapishanesi kadın  koğuşunda bulunan mahpuslara yönelik hak ihlallerine ilişkin soru önergesi verdi. 

“Urfa T tipi Cezaevi Kadın koğuşunda bulunan mahpuslara yönelik hak ihlallerine ilişkin soru önergesi Türkiye cezaevlerinde özellikle siyasi tutsaklara yönelik gerek var olan mevzuatlardan gerekse de cezaevi idaresinin kişisel, keyfi tutum ve davranışlarından kaynaklanan hak ihlalleri her geçen gün artmaktadır. Tarafıma iletilen bilgilere göre; Urfa T tipi Cezaevi Kadın koğuşunda bulunan mahpuslara yönelik de birçok hak ihlali yaşanmaktadır. Bu konu ile ilgili Meclis Başkanlığına vermiş olduğum soru önergesi ektedir. İyi çalışmalar dilerim…”

“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

 

Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Abdülhamit GÜL tarafından Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğün 99. maddeleri gereğince yazılı olarak yanıtlanmasını arz ederim.

 

 

Dilek ÖCALAN

                                                                                                                Şanlıurfa Milletvekili

 

Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere yönelik keyfi uygulamalar ve hak ihlalleri her geçen gün artmaktadır. Tarafıma iletilen bilgilere göre; Urfa T tipi Cezaevi Kadın koğuşunda bulunan mahpuslara yönelik hak ihlalleri yaşanmaktadır. Yaşanan hak ihlalleri şu şekilde ifade edilmiştir; Cezaevinin yaz sıcaklıklarının mevsim normallerinin çok üstünde 60 derecelere vardığı Urfa ilinde bulunmasına karşın yoğun su kesintilerinin varlığı özellikle de yaz aylarında kesintinin artış göstermesi mahpuslar açısından ciddi sıkıntılara neden olmuştur. Defaten verilen dilekçelere karşın sorun çözülmemiştir. Mahpusların yazılı ve sözlü başvurularına karşılık cezaevi idaresinin vermiş olduğu cevap;  “teknik sıkıntının var olduğu ve bu durumun kendilerini de aştığı” yönündedir.

 

Ayrıca mahpuslar özellikle avukat görüşlerine gidiş gelişlerde ayakkabılarının dahi çıkartılmasının dayatıldığı aramalardan geçirilmektedirler. Son dönem bu durumdan kaynaklı mahpus kadınlar yalın ayak görüş yapmak zorunda kalmışlar ve son olarak bu dayatmalara karşılık avukat görüşlerine çıkmamaya başlamışlardır. Dolayısıyla bu uygulama sonucunda mahpuslar en tabi hakları olan avukat görüş hakkından mahrum kalmaktadırlar.

Diğer bir husus mahpuslara posta yoluyla gönderilen kargolara yöneliktir. Cezaevi idaresinin yeni başlattığı uygulanmaya göre cezaevine aynı il içinden kargo gönderilmesi yasaklanmıştır.

Bu bağlamda,

1-  Urfa T Tipi Cezaevinde bulunan kadın mahpuslara yönelik belirtilen hak ihlalleriyle ilgili Bakanlığınıza intikal etmiş bir başvuru var mıdır?

2-  Bakanlığınızca Urfa T Tipi Cezaevi idaresi hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır?

3- Yaz aylarında artan su kesintilerine ilişkin cezaevi idaresinin iddia edilen  “teknik sıkıntının var olduğu ve bu durumun kendilerini de aştığı” cevabı doğru mudur? Doğru ise böylesi bir cevabın gerekçesi nedir?

4-Cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin yaşadıkları sorunların giderilmesi başta cezaevi idaresi ve Bakanlığınızın sorumluluğunda değil midir?

5-Mahpusların iddia ettiği özellikle avukat görüşlerine gidiş gelişlerde ayakkabılarının dahi çıkartılmasının dayatıldığı aramaların gerekçesi nedir?

6- Arama dayatmalarından kaynaklı mahpusların yalın ayak görüş yapmak zorunda kalmaları ve son olarak avukat görüşlerine çıkmamaya başlamaları dolayısıyla bu uygulama sonucunda avukat görüş hakkından mahrum kalmaları iddialarına ilişkin Bakanlığınız bir girişimde bulunacak mıdır?

7- Urfa T Tipi Cezaevi idaresinin yeni başlattığı cezaevine aynı il içinden kargo gönderilmesinin yasaklanmasının gerekçesi nedir? Mevzuata göre başlatılmış bir uygulama ise daha önce uygulanmamasının gerekçesi nedir? Türkiye cezaevlerinin hepsinde bu uygulama geçerli midir?

8- Türkiye cezaevlerinde özellikle siyasi tutsaklara yönelik gerek var olan mevzuatlardan gerekse de cezaevi idaresinin kişisel, keyfi tutum ve davranışlarından kaynaklanan artan hak ihlallerine ilişkin herhangi bir çalışmanız bulunmakta mıdır?”

 

 

 

Tarsus Hapishanesinde hak ihlalleri

İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, son bir yılda hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri ile ilgili çok yoğun şikâyet başvurusu aldıklarının altını çizerek “Şikâyetler geçen yıla oranla yüzde üç yüz civarındadır. Hak ihlali şampiyonluğunu ne yazık ki ilimizdeki Tarsus cezaevi yapmaktadır” dedi.

Mehmet Nabi Batuk

İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, şube binasında düzenlediği basın toplantısında Mersin ve Tarsus’ta bulunan cezaevlerinde yaşanan hak ihlalli iddiaları ile ilgili olarak son bir yılda yoğun şikâyet başvurusu aldıklarını açıkladı. HDP Mersin Şube Eşbaşkanı Hatice Şahin, SES Mersin Şube Eşbaşkanı Yılmaz Bozkurt ve çok sayıda STK temsilcisi katıldığı açıklamada; “Ölümleri izlemek istemiyoruz” yazılı pankartın yanı sıra, “Tarsus Cezaevi’nde su yok duydunuz mu?”, “Tarsus Cezaevinde 14 aydır anne kızıyla görüştürülmüyor duydunuz mu?”, “Tarsus Cezaevi’nde işkence var duydunuz mu?”, “İnsan haklarıyla insandır”, “Tarsus cezaevinde çıplak arama var duydunuz mu?” yazılı dövizler açıldı.

“TARSUS CEZAEVİNDE 29 KADIN MAHPUS AÇLIK GREVİNDE”

Düzenlediği basın toplantısında kendilerine yapılan hak ihlali şikâyetleri hakkında bilgiler veren İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, “Tarsus Cezaevi Kampus olarak inşa edilen yeni bir yerdir. Burada cezaevlerinden farklı mahpuslara, sahip oldukları hakları, sosyal aktiviteleri daha rahat yerine getirme olanaklarının sağlanması gerekirken tam tersi olmaktadır. Gaziantep cezaevinden sevkle gelen 13 mahpus disiplin cezaları olmamasına rağmen 20 gündür tek kişilik hücrelerde bekletilmektedir. Sözlü hakaretlere maruz kaldıklarını, ölümle tehdit edildiklerini ifade etmekteler. Halen hücrede kalmakta olan ö.y. adındaki mahpus bundan 2 gün önce yani bayram günü gardiyanlar tarafından öldüresiye dövüldüğünü, darp edildiğini ve doktora götürülmediğini iddia etmektedir. Kadın mahpuslar üzerindeki baskılar, keyfi disiplin cezaları nedeniyle, 24 gündür 20 kişi, 11 gündür 9 kişi olmak üzere 29 kadın mahpus açlık grevinde bulunmaktadır. Cezaevlerindeki tecrit uygulamaları, her türden keyfi muamele, işkence ve kötü muamele iddiaları, sürgün ve sevk uygulamaları, keyfi disiplin cezaları, fiziki darp iddiaları, ölümle tehdit, haberleşme ve sosyal aktivitelerden men, çıplak aramaların taciz boyutuna ulaştığı, mahpusların tedavi edilememesinin yanı sıra tahliye edilmemeleri gibi çok sayıda sorun bulunuyor” dedi.

“HAK İHLALİ YAPANLARDAN HUKUK ÖNÜNDE HESAP VERECEK”

İnsan Hakları Derneği olarak Tarsus Cezaevinde yaşanan hak ihlallerine karşı sessiz kalmayacaklarını ifade eden Ali Tanrıverdi, “Hak ihlali yapanlardan hukuk önünde hesap vermelerini sağlayacak her türlü çalışmamızın yapıldığının bilinmesini isteriz. İktidara muhalif tüm kesimleri şunu bilmelidir ki; cezaevlerindeki haklı taleplere dayalı direnişin bitmesi demek, toplumsal muhalefetin bitmesi demektir. Hükümet ve cezaevleri yetkililerine çağrımız; mahpuslar üzerindeki kanlı coplarınızı çekin, daha önceleri denendiği gibi bir sonuç alamazsınız. Herkesi ve her kesimi cezaevlerindeki baskılar konusunda duyarlılığa çağırıyoruz” diye konuştu.

14 AYDIR KIZLARI İLE GÖRÜŞTÜRÜLMÜYOR

Daha sonra söz alan Nafiye Çoban isimli yaşlı kadın Kürtçe yaptığı konuşmada iki kızının tutuklu olduğunu ve yaklaşık 14 aydır kızları Şirin ve Şehriban Çoban ile görüştürülmediğini söyledi. Kızlarına gönderdikleri para, yiyecek ve giyeceklerin geri gönderildiğini ifade eden anne Çoban, kızlarına yemek ve su verilmediğini iddia etti. Kızlarının kaldıkları Tarsus Cezaevinde kendilerine yapılan hak ihlalleri nedeniyle açlık grevine başladığını belirten Anne Çoban zaman zaman gözyaşlarına hâkim olamadı.

Haberin orjinali için bakınız:

HABERCİ

 

KADIN MAHPUSLARDAN DAYANIŞMA ÇAĞRISI: KOĞUŞLARDA BUZDOLABI YOK, ÇOCUKLARIN SÜTÜ EKŞİYOR

Tarsus’taki mahpus kadınlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için dayanışmaya çağırıyor.
Tarsus Kadın Kapalı Hapishanesi’nden derneğimize ulaşan kadın mahpuslar yeni sevk edildikleri koğuşlarda buzdolabı, vantilatör, televizyon gibi ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını belirttiler. Kadınların beyanına göre maddi olanakları olmadığı için bu temel ihtiyaçlarını kantinden edinemeyen kadınların ve beraber kaldıkları 0-6 yaş gurubu çocukların tükettiği gıdalar bozuluyor, bebeklerin sütü dahi ekşiyor. 40 dereceyi aşan sıcaklarda yatakhanede uyumak, soğuk su bulmak mümkün değil.
Tarsus’ta kalan kadın mahpuslarla dayanışmak için derneğimize başvurabilirsiniz.
Derneğimizin iletişim bilgileri:

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)
Katip Mustafa Çelebi Mh. Billurcu Sk. No 5/2
Pk: 34433
Beyoğlu / İstanbul / Türkiye

Telefon / Fax : +90 212 293 69 82

E-posta : info@tcps.org.tr

Not: Derneğimiz doğrudan maddi yardım kabul etmemekte, dayanışmaya ihtiyacı olan mahpusların bilgisini vermektedir. Ödemeler mahpusların kendi posta hesaplarına yapılmaktadır. Ayrıca hapishanelere dışarıdan buzdolabı gibi eşyalar kabul edilmemekte, bu tür ihityaçlar kantinden sağlanmaktadır. Bu nedenle eşya değil, eşyanın ücreti talep edilmektedir.