İngiltere ve Galler’de, kadın mahpusların neredeyse yarısı intihara teşebbüs etti

Tutuklu kadınların yüzde 46’sının hayatlarını sona erdirmeye teşebbüs ettiğini gösteren verilerden sonra politikacılar, hapishanelerdeki “zihinsel sağlık krizi”nin üstüne gitmeye çağrıldı.

Rakamsal verilere göre, İngiltere ve Galler’de, kadın mahkumların neredeyse yarısının intihara teşebbüs etmesi; ceza infaz sistemindeki artan zihinsel sağlık krizlerinin üzerine gitmesi için bir sonraki hükümete acil çağrı niteliğinde.

Prison Reform Trust (PRT) tarafından yayımlanan rakamsal veriler ortaya koyuyor ki; genel popülasyonun yüzde 6’sı ile karşılaştırıldığında, kadın mahkumların yüzde 46’sı bir noktada kendi hayatlarını kendileri sona erdirmeyi deniyorlar.

Mart ayındaki uyarıların ardından, kadın mahkumlar arasındaki endişelendirici artış, ‘yetersiz’ zihinsel hastalık önlemleriyle ve hapishane personellerinin zihinsel hastalık belirtilerine cevap vermesindeki ‘aciliyet eksikliği’ ile ilişkilendirildi.

2006’dan beri kendisini öldürmeye çalışan kadın mahkumların sayısı her yıl 1’den 3’e kadar yükseldi, 2015’te ve son 12 yılda 7’ye ulaştı.

The Prison Refom Trust’ın rakamsal verilerine göre, erkek hapishane popülasyonunun yüzde 21’i intihara teşebbüs etti. Ayrıca ortaya koyuldu ki; genel nüfusun yüzde 4’ünde görülmesiyle karşılaştırıldığında, kadın tutukluların çeyreği ve erkek tutukluların yüzde 15’i ruhsal denge bozukluğu gösteren belirtilere sahip.

Hapishanedeki kadınların neredeyse yarısının (yüzde 49) ve erkeklerin yüzde 23’ünün, aynı zamanda, kaygı ve depresyondan dolayı acı çekmekte oldukları belirlendi, genel nüfusla karşılaştırıldığında ise bu oran yüzde 15.

The Prison Reform Trust tarafından derlenen rakamsal veriler, hapishanelerdeki artan ruhsal hastalık krizlerini gösteren güncel ve çarpıcı verileri ortaya koyuyor. Nisan’da yayımlanan devlet istatistiklerinin gösterdiğine göre; Mart 2017’ye kadarki 12 ay içinde, önceki yıldan eklenen 11 kişi ile, 113 kişinin kendisini öldürdüğü ölüm var, bu ölümlerin sayısı 2013’ten beri ikiye katlandı.

Kendine zarar verme sayısı, Aralık 2016’ya kadarki 12 ayda, bir önceki yıldan eklenen 7.848 sayısıyla, 40.161 olay ile rekor sayıya ulaştı, hastane hizmetinin gerektiği olay sayısı ise yüzde 21 yükselerek 2.740’a ulaştı.

 

Bulguların ışığında, mücadele verenler, bir sonraki hükümetin, siyasal görünümü her neyse, hapishanelerdeki güvenlik ve standartlardaki düşüşün üstüne gitmesinin ve adalet sisteminde hassas sanıklar için desteğin arttırılmasının gerektiğini ileri sürdüler.

Peter Dawson, Prison Reform Trust’ın yöneticisi, son yıllarda hapishanelerde güvenlik ve standartlarda ‘hızlı bir düşüş’ olduğunu söyledi ve çapraz parti faaliyetlerinde bu sorunları azaltmanın ‘son derece önemli görev’ olarak belirlenmesi gerektiğini ileri sürdü.

‘Bu korkunç veriler, bir sonraki hükümet için, hapishanelerdeki güvenlik ve standartlardaki hızlı düşüşe odaklanma acil ihtiyacının, ve çapraz partinin cezai yargılama hizmetleriyle temas halindeki zihinsel sağlık ihtiyaçları ve öğrenme yetersizliği olan insanların, uygun olduğunda sağlık hizmetlerine yönlendirilmeleri de dahil olmak üzere, zamanında destek sağlaması yükümlülüğünün altını çiziyor,’ dedi.

‘Tüm siyasi partilerin bu son derece önemli görevin tekrar kurula sunulması için Zihinsel Sağlık Farkındalığı Haftasını fırsat olarak kullanmalarını umut ediyoruz.’

The Joint Committee of Human Rights (JCHR) tarafından geçen hafta yayımlanan hapishanedeki akıl sağlığı ve ölümlerin hukuki çerçevesinin gelecek parlamentoda gösterilmesi için çağrı yapan rapor, başbakanın aşırı yoğunluğu azaltmakla sorumlu tutulması ve zihinsel hastalığa sahip olan insanların ihtiyaçlarına yardım etmeyi garanti altına almak amaçlarının dahil olduğu mekanizmayla birlikte görüşüldü ve kararlaştırıldı.

JCHR’ın raporuna karşılık olarak, Profesör Pamale Taylor,  Royal Koleji Psikiyatrist Adli Tıp Dekanı, bir sonraki hükümetin ‘hapishanelerdeki zihinsel sağlık krizinin bulunduğu durumu’ azaltmak için yasama çalışmalarının erkene alınmasını istedi.

Sayın Taylor, mahkemelerin ciddi zihinsel probleme sahip olanların hapishaneden uzaklaştırılma fırsatlarını defalarca gözden kaçırdıklarını, geçen yıl sadece 391 kişinin toplum kökenli zihinsel sağlık tedavisi alabilmesine hükmedildiğini ve bunun yaklaşık olarak son 10 yıldaki sayının yarısı olduğunu ekledi.

Nisan ayında İngiltere ve Galler hapishanelerinin üçte ikisinin aşırı kalabalık olmasının ortaya çıkmasının ardından cezai yargılama uzman kişileri, ceza infaz sistemine ilişkin büyüyen aşırı nüfus fazlalığı ve ciddi personel eksikliğinin yaratmış olduğu bu ‘zehirli kokteyli’  nisan ayında ikaz ettiler.

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

INDEPENDENT

Çeviri için Beyza Günsel’e teşekkür ederiz.

82 örgütten ‘Hapishanelerde Ücretsiz Ped İstiyoruz’ Talebi

27.07.2017
Kadın mahpuslar regl dönemlerinde pede ulaşamıyor. Sağlık haklarına ipotek konuyor. 82 örgütün ortak imzalı metni ‘hapishanede ücretsiz ped haktır’ diyor.

Kasım 2016 verilerine göre, Türkiye’deki hapishanelerde 7 bin 894 kadın ve 74 kız çocuğu bulunuyor. Hapiste Kadın Ağı geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama ile kadınların ve trans erkeklerin ped ihtiyacının görmezden gelindiğini, ekonomik yetersizlikler nedeniyle pede ulaşımın adeta “lüks” haline getirildiğini anlatmıştı.
“Genel kanının aksine mahpusların birçok ihtiyacı kendileri tarafından, ücreti ödenmek suretiyle karşılanıyor. Geçici destekler söz konusu değil ise kadın mahpuslara ücretsiz ped sağlanmıyor, pedler hapishane kantinlerinde ücretli olarak satılıyor.”
“Kadın mahpuslar yapılan görüşmelerde ve yazdıkları mektuplarda pedlerin kantinlerde kimi zaman bulunmadığını, bulunsa dahi tek tip ve tek marka olduğunu, tampon kullanana kadınlar açısından durumun daha da kötü olduğunu belirtiyor.”
“Kadınların yeterli pede erişebilmesi sağlık hakkı ile doğrudan ilgilidir. Cinsel yolla bulaşan veya doğurganlığa bağlı hastalıklara daha açık durumda olan kadınların toplu yaşanan ve bir kapatılma alanı olan hapishanelerde tüm hijyen malzemelerine, özelde pede rahatça ulaşabilmeleri gerekir. Ekonomik yetersizlikler hemen her kadın mahpus bakımından engelleyici bir faktör olabiliyor, pedlere erişimde zorluklar ortaya çıkabiliyor.

Hapiste Kadın Ağı’nın çağrısıyla yapılan ‘Hapishanelerde ücretsiz ped istiyoruz’ kampanyasına 82 örgüt imza verdi. Kampanya metni şöyle:

Hapishanelerde Ücretsiz Ped İstiyoruz

Türkiye hapishanelerinde geçici destekler (bağış vb.) söz konusu olmadığı takdirde kadın mahpuslara, ihtiyaç duyan çocuklara ve trans erkek mahpuslara ücretsiz ped sağlanmamakta, pedler hapishane kantinlerinde ücretli olarak satılmaktadır.
Ücretsiz olarak, yeterli miktar ve çeşitlilikte pede erişimin olmaması, hapishanelerde menstrasyon / regliden kaynaklı doğal ihtiyaçların görmezden gelindiğinin bir örneğidir.
Pede erişim sağlık hakkı ile doğrudan ilgilidir. Toplu yaşanan ve bir kapatılma alanı olan hapishanelerde tüm hijyen malzemeleri, özelde ped rahatça ulaşılabilir olmalıdır.
Bu ihtiyacın sonucu olarak ücretsiz ped hakkının yasal güvenceye alınmasını, hapishanelerde ücretsiz ped sağlanacağına ilişkin maddenin yasal mevzuata eklenmesini talep ediyoruz.
Tüm herkesi hapishanedeki kadınlarla dayanışmaya, birlikte “Hapishanelerde ücretsiz ped istiyoruz!” demeye çağırıyoruz.

İmzacılar:
Adana Çocuk ve Kadın Hakları Derneği, Adana Kadın Dayanışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği, Afyon LGBTİ İnisiyatifi, Anarşist Kadınlar, Ankara Feminist Kolektif, Antalya BİZ Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Araştırmaları Topluluğu, Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Bakırköy Kadın Dayanışması, Barış Bloku, Barış İçin Kadın Girişimi, Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Demir Leblebi Kadın Derneği, Demokratik Kadın Hareketi, Devrimci Partili Kadınlar, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği Kadın Komisyonu, Eğitim Sen 3 No’lu Şube, Ekmek ve Gül, EMEP’li Kadınlar, Erktolia, Erzincan Katre Kadın Oluşumu, Evkad Adana, Filmmor, Genç LGBTİ+ Derneği, GEN-DER Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kolektifi, Günebakan Kadın Derneği, Demokrasi İçin Hukukçular, Halkevci Kadınlar, Halkların Demokratik Kongresi Kadın Meclisi, Halkların Demokratik Partisi Kadın Meclisi, Hevi LGBTİ, İlerici Kadınlar Meclisi, İmece-Der Kadın Grubu, İmece Ev İşçileri Sendikası, İnsan Hakları Derneği Kadın Komisyonu, İstanbul Kadın Avukat Dayanışması, İstanbul LGBTİ Derneği, İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu, Kadıköy Kent Konseyi Kadın Meclisi, Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadın Emeği Kolektifi, Kadınlarla Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği, Kadın Özgürlük Meclisi, Kadın Yazarlar Derneği, KAOS GL, KAZETE-Bağımsız Kadın Gazetesi, Keskesor LGBTİ Oluşumu, KESK Kadın Meclisi, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği, Koza Kadın Derneği, Lezbiyen Biseksüel Feministler, Mersin 7Renk LGBT Derneği, Mezopotamya Kadın Kooperatifi, Mor Dayanışma, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği, Muğla Emek Benim Kadın Derneği, NorZartonk Kadın Meclisi, Özgür Genç Kadın, Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Platformu Kadın Komisyonu, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Sekibaşı Kadın Dayanışma, Sosyal Haklar Derneği’nden Kadınlar, Sosyalist Kadın Meclisleri, SPoD (Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği), SYKP Kadın Meclis’leri, TJA, TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu, Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Üniversiteli Kadın Kolektifi, Yeni Demokrat Kadın, Yeryüzü Kadınları, Yeşil Feministler, Yeşil Sol Kadınlar, Yoğurtçu Kadın Forumu, ZeugMadi LGBT 

ALMANYA HAPİSHANELERİNDEKİ KADINLAR

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin Avrupa Birliği Türkiye
Delegasyonu ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen “Ceza İnfaz Sistemindeki
Kişiler İçin Savunuculuk” projesi kapsamında stajyer olarak çalışan Marika Flömer
tarafından gerçekleştirilmiş olan ve CİSST çalışanı Ezgi Duman tarafından Türkçe’ye
tercüme edilen “Almanya Hapishanelerindeki Kadınlar” başlıklı yazıyı aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.

ALMANYA HAPİSHANELERİNDEKİ KADINLAR- Türkçe

ALMANYA HAPİSHANELERİNDEKİ KADINLAR- İngilizce

 

Hapiste Kadın Ağı Kampanyası: Ücretsiz Ped

24 Temmuz 2017

Hapishanede mahpusların geliri yok ya da çok düşük, üstelik mahpuslar birçok temel ihtiyaçlarını kantinlerden karşılamak zorundalar. Hatta bazı mahpuslar paraları olsa bile yeterli ped bulamadıklarından ve bebek bezi, pamuk gibi şeylerle regl dönemlerini geçiştirmek zorunda kaldıklarından bahsediyorlar.

Avukat Ezgi Duman 4 yılı aşkın süredir İstanbul Barosu’na bağlı olarak avukatlık yapıyor. Daha çok insan hakları özelde kadın ve mahpus hakları alanında çalışmalar yürütüyor. Son 2 yıldır da CİSST’te çalışan Duman, CİSST’te kadın mahpuslar ağı temsilciliğinin yanına sıra mahpus hakları konusunda danışmanlık yapıyor. Av. Ezgi Duman ile son günlerde gündeme gelen Ücretsiz PEd Kampanyası üzerine söyleşi yaptık.

CİSST’in Hapiste Kadın Ağı nasıl kuruldu, nasıl ilerliyor ve hangi kadınları kapsıyor?

Türkiye’de ne yazık ki hapishaneler tek bir mahpus gurubu varmışçasına düzenlenmiş. Haliyle dezavantajlı diye kavramsallaştırabileceğimiz grupların sorun ve ihtiyaçları ele alınmıyor. Derneğimiz bir süredir bu eksikliğin üzerine gitmek adına özel ihtiyacı olan mahpus gruplarına yoğunlaştı. Özel ihtiyacı olan mahpus gruplarından biri de kadınlar.

Hapiste Kadın Ağı kadın mahpusların özel ihtiyaçlarını gündeme getirmek, bu alanda veri oluşturmak ve savunuculuk faaliyetleri yürütmek amacıyla kuruldu. İnsan hakları örgütlerinin meselenin kadın yönünü görmesi, kadın örgütlerinin ise hapishane yönünü görmesi bizim için çok önemli.

İlk etapta insan hakları ve kadın örgütlerini davet ederek kadın mahpusların sorunlarını tartıştık, bir ağ oluşturup buradan ilerleme ve uzun soluklu şekilde beraber çalışma kararı aldık. İlerleyen zamanlarda tartışmak ve sorunları ortaya koymak yeterli gelmedi. Kampanya tam d bu noktada gündeme geldi.

Ağımız tüm kadınları kapsıyor.

LBT Kadınlar bu ağın neresinde duruyor?

Derneğimizin ayrı bir LGBTİ ağı var. Çünkü LGBTİ olmanın getirdiği bazı özgün sorunlarla karşılaşılıyor. Örneğin tecrit, hormon ilaçlarının engellenmesi. Bu nedenle ayrı bir uzmanlık alanı olması gerekli.

Ama tabi ki kadın ve LGBTİ alanını keskin çizgilerle ayırmak mümkün değil, hatta bir iç içe geçmişlik var dersek yerinde olur. Çünkü kadın ağının çalışma alanının önemli bir parçası LBT mahpuslar ve LBT alanında çalışan örgütler, aktivistler, araştırmacılar tutuyor.

Bir trans mahpusu düşünelim; hem kadın hem de trans. Başlı başına kadın ve mahpus olmanın yarattığı zorluklar var. Trans ya da na-trans tüm kadınlar ekonomik zorluklarla, eril tahakkümle, damgalanma ve yalnızlaşma ile baş etmek zorunda. Ancak eğer bahsettiğimiz kadın bir de trans ise bu sorunların üzerine bir de tecrit, transfobi, cinsiyet geçişinde yaşanan zorluklar ekleniyor. Haliyle LGBTİ ağı ile kadın ağı birlikte çalışmak hatta bazen iç içe geçmek zorunda.

Bu ağ bu günlerde bir kampanya ile gündemde: Ücretsiz Ped Kampanyası. Bu kampanyadan biraz bahseder misin?

Az önce de belirttiğim gibi hapiste kadın ağı kuruldu ve alandaki sorunlar üzerine tartıştı. Ancak bu yeterli olmadı ve somut bir taleple yola çıkmak istedik. Regl olan kişilerin ped ihtiyacının önemi ortada. Mahpus olmayan kişiler için durum görece basit. Ancak hapishanede mahpusların geliri yok ya da çok düşük, üstelik mahpuslar birçok temel ihtiyaçlarını kantinlerden karşılamak zorundalar. Hatta bazı mahpuslar paraları olsa bile yeterli ped bulamadıklarından ve bebek bezi, pamuk gibi şeylerle regl dönemlerini geçiştirmek zorunda kaldıklarından bahsediyorlar.

Tüm bunlar aynı zamanda bir sağlık hakkı ihlalini işaret ediyor. Ped konusu doğrudan hijyenle ilgili. Kişiler yeterli ve kendilerine uygun pede ulaşamazsa hastalıklara açık hale gelirler. Üstelik hapishaneler zaten sağlık koşulları bakımından uygun değil. Yeterli hijyenik bir ortam yok, iklimsel koşullara uygun yapılmamış ve kalabalık. Kampanya facebook sayfası için;

https://www.facebook.com/Hapishanelerde-%C3%9Ccretsiz-Ped-%C4%B0stiyoruz-815623315281568/?fref=ts tıklayınız.

Bu kampanyada yer başka örgütler var mıdır?

Kampanya ilk başladığında daha küçük bir grup olarak başladık. Ancak başından beri kolektif bir biçimde ilerlemeye çalışıyoruz. Şu anda kampanya duyuldukça destek artıyor. Kadın ve LGBTİ örgütlerinden yoğun ilgi var. Hedefimiz en geniş kesimlere ulaşmak ve Ekim’de Adalet Bakanlığı’nın karşısına güçlü bir kamuoyu baskısı ile çıkabilmek.

Kampanya şuan ne aşamada, elde ettiğiniz veriler var mıdır? Bu verileri paylaşır mısın?

Kampanya bir basın toplantısı ile duyuruldu. Şimdi ise twitter çalışmaları ve basındaki haberlerle ilerliyor. Şu an konuyla ilgili tüm örgütler olarak bir imza metni hazırlığı içerisindeyiz.

Mahpus mektupları da beklediğimizi buradan dile getirelim. Avukat görüşleri yaptığımız mahpuslardan aldığımız ilk geri dönüşler çok iyi. Kampanya bir hayli ilgilerini çekmiş durumda ve destek vermek istiyorlar.

Son olarak çok gündemleştiremediğimiz hapishane mevzusuyla ilgili STKlara bir çağrınız var mıdır?

Sizin de belirttiğiniz gibi hapishane konusu ne yazık ki çok gündemleştiremediğimiz bir konu. Oysa hak ihlallerinin her zaman var olduğu ve şu an bir hayli yoğunlaştığı alanlardan. Bakınız tek tip kıyafet konusu bunun bir örneği. Çok açık bir işkence ve kötü muamele biçimi olarak karşımıza çıkıyor olmasına rağmen politika yapıcılar rahatlıkla gündeme getiriyorlar. Bu noktada hemen her sivil toplum örgütünün bir de hapishane ayağının olduğunu görmek gerek. Örneğin bir roman derneği de hapishane çalışmak zorunda bir ekoloji gurubu da. Çünkü konu hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Hapiste ücretsiz ped hakkı kampanyası da hapishanelerin özelde ise regl olan kişilerin sorunun gündemleşmesi adına bir vesile.

 

Röportaj / Demhat Aksoy

 

Röportajın orjinali için bakınız:

pembehayat

İHD: Tek Tip Kıyafet, Mahpuslara İşkencenin Aracı

İHD, Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere yetkililerin, hapishanelerde tek tip kıyafet uygulamasına geçileceğine ilişkin açıklamasıyla ilgili “Sınır tanımaz bir kindarlığın varacağı yerler korkutuyor” dedi.

nsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, hapishanelerde tek tip kıyafet uygulamasının gündeme gelmesiyle ilgili, uygulamanın simgeleştiği Metris Cezaevi önünde açıklama yaptı.

 

Açıklamada tek tip kıyafet uygulamasının “mahpuslara yönelik işkence aracı olduğu” ifade edildi.

Hükümetin önceliğinin tek tip kıyafet değil, hapishanelere ilişkin cevap bekleyen işkence iddiaları olması gerektiği belirtildi.

Zeybel, Metris deneyimini anlattı: “İrademizi teslim almak istiyorlardı”

 

1981’de Metris Cezaevi’ne tutuklu olarak nakledilmiş ve tek tip kıyafet uygulamasını bizzat yaşamış Hulusi Zeybel de açıklamada söz aldı.

 

12 Eylül darbesi döneminde 11 yıl hapishanede kalan Zeybel tek tip kıyafeti hiçbir dönem kabul etmeyeceklerini söyledi:

“12 Eylül 1980 darbesinden sonra yaşadıklarımız aklımızda canlandı. Biz insan hakları savunucuları olarak dünyanın her yerinde hak mağdurlarının yanındayız. Bu nedenle iktidarın bu uygulamasına tepki vermek durumundayız.

“O dönem bize yapılan hiçbir işkence bizim bu elbiseleri giymemizi sağlayamadı. Çünkü özellikle siyasi tutukluların iradesi teslim alınmak isteniyordu. Biz bunun bilinciyle direniyorduk ve bu güce hala sahibiz.”

“Hero” tişörtüyle başladı

“Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)” adı verilen davalardan birindeki sanığın, duruşmaya, üzerinde “Hero” (Kahraman) yazılı tişörtle gitmesinin ardından yükselen tepkilere, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuz konuşmasında cevap verdi: “Geçenlerde Sayın Başbakanımızla da konuştum artık bunlar mahkemeye çıkarken Guantanamo’da olduğu gibi bunları da tek tip elbiseyle çıkaralım.”

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da 18 Temmuz’daki açıklamasında, “konuyla ilgili çalışma yapılacağını” ifade etti:

“FETÖ örgütü başta olmak üzere terör örgütü üyelerinin, muhtemelen bu çalışmadan sonra daha teferruatlı olarak sizlerle paylaşacağız, mahkemelere tek tip elbiseyle gelmesi sağlanacak. Henüz çalışma yapılmadığı için detayları paylaşamıyorum ama Adalet Bakanlığımız bu konuyu gündemine alıp çalışmaları çok hızlı bir şekilde sonlandıracak.”

“Bunların [sanıklar] tek tip elbiseyle mahkemelere getirilmesi daha doğru bir yoldur. Bununla ilgili çalışmalar da Adalet Bakanlığımız tarafından yapılacaktır.”

“Guantanamo benzetmesi korkutucu işaretler sunuyor”

 

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin okuduğu basın metninde özetle şunlar söylendi:

“Cumhurbaşkanının bir işkence merkezi olarak bilinen, hukuksuzluğu ve işkenceleri ile deşifre olmuş Guantanamo hapishanelerine gönderme yapması sınır tanımaz bir kindarlığın ve öç alma maksadının nerelere varacağına dair korkutucu işaretler sunuyor.

“Tek tip elbise ve benzeri pek çok işkence uygulamasından görüleceği üzere; ceza infaz mevzuatı ve uygulaması, insan haklarına bağlı olarak tanımlanan mahpus haklarını hep yok sayma eğiliminde oldu.”

“İşkence yöntemi olarak organize ediliyor”

“Olağan koşullarda, tek tip elbise uygulanabilmesi için yasa değişikliği gerekirdi. Ancak OHAL (Olağanüstü Hal) koşullarında hükümet bunu da bir KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile yapabilecek.

“Bir kez daha; uluslararası insan hakları belgelerinde tanımlanan haklar ile ceza ve infazına ilişkin uluslararası sözleşmelerde yer alan minimum kuralları hatırlatıyor, hazırlık aşamasında olduğu duyurulan ve bir işkence yöntemi olarak organize edilen tek tip elbise uygulamasından derhal vazgeçilmesi için hükümete çağrıda bulunuyoruz.”

Metris Cezaevi ve tek tip kıyafet

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, 14 Ağustos 1983’de hapishane yönetimleri 13-1 genelgesi uyarınca koğuşlardaki mahpusların özel eşyalarına ve kıyafetlerine el koymaya başladı.

Metris Cezaevi’nde de 14 Ocak 1984’te başlayan ve iki gün süren operasyon sonucu mahpusların kıyafetlerine el konuldu. 11 Nisan 1984’de Devrimci Sol ve TİKB tarafından başlatılan ve 400 mahpusun katıldığı açlık grevi, 45 günden sonra ölüm orucuna dönüştü.

Tek tip kıyafet uygulamasının kaldırılması ve hapishanelerdeki işkencelere son verilmesi talebiyle başlatılan grevler sırasında Abdullah Meral, Haydar Başbağ, Fatih Öktülmüş ve Hasan Telci hayatını kaybetti.

Temmuz 1987’de Sağmacılar Cezaevinde 50 mahpus açlık grevine başladı ve bu grev Anadolu’daki cezaevlerine yayıldı. 13 Ağustos 1987’deki görüşmeler sonucunda talepler kabul edildi, açlık grevi durduruldu. 1988’de Diyarbakır Cezaevi’nde Mehmet Emin Yavuz açlık grevi yaparken öldü.

1983’te değiştirilen Cezaevleri Tüzüğü, ANAP iktidarınca 17 Ağustos 1987’de bir kez daha onarıldı. Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Topaç, hükümlü ve tutukluların idarece verilen elbiseleri giymesini zorunlu kılan genelge verdi. Ancak çok sayıda hapishanede açlık grevleri başlatıldığı için genelge uygulamaya konulmadı.

(TP/AS)

Haberin orjinali için bakınız:

“Tarsus Cezaevi Müdürü’ne soruşturma açılmıyor”

 25/07/2017 10:58

DİYARBAKIR – Tarsus T Tipi Cezaevi’nde kadın tutsakların maruz bırakıldığı cinsel işkence nedeniyle Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne başvuru yapıldı. Bunun üzerine olayın araştırılması için Tarsus Cumhuriyet Savcılığına yazı yazıldı. Ancak Diyarbakır Cezaevi Katliamı’ndan Tarsus’a uzanan cezasızlık devam ediyor.

Tarsus C Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nden Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne 20 Haziran’da sevk edilen 80 kadın tutsak, asker, polis ve gardiyanlar tarafından cinsel işkenceye maruz bırakılmıştı. Tutsak Avukatlarından Gülşen Özbek, asker, polis ile gardiyanlar hakkında yasal işlem başlatılması talebiyle Adalet Bakanlığı Cezaevi Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne başvuru yaptı. Dilekçede işkence ve cinsel işkence tehdidi anlatılarak sorumlular hakkında yasal işlem yapılması talebinde bulunuldu. Tarsus Cumhuriyet Savcılığına yazı yazan bakanlık konunun araştırılmasını istedi. Ancak Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi Müdürü olan ve 1996 yılında 11 siyasi tutsağın yaşamını yitirdiği Diyarbakır Kapalı Cezaevi katliamı sırasında 1. Müdür olan Mahmut Çaça hakkında herhangi bir işlem yapılmıyor.

‘Burada büyük bir baskı ve şiddet var. Bizim sesimizi duyun’

Sincan Kadın Cezaevi ve Tarsus C Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nden Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde sevk edilen kadınlar cezaevinde görevli asker ve gardiyanlar tarafından darp edilerek yerde sürüklenmiş, cinsiyetçi küfürlere ve tecavüz tehdidine maruz bırakılmıştı. İşkenceci asker ve gardiyanlar tutsakların kendilerini darp ettiği iddiasında bulunarak tutuklu ve hükümlü kadınlardan şikayetçi oldu. Ardından kadın tutsaklar, “Burada büyük bir baskı ve şiddet var. Bizim sesimizi duyun” çağrısında bulunmuştu. Son olarak cezavine sürgün edilen Azadiya Welat çalışanı Şirin Çoban’ın sevk sırasında maruz kaldığı işkence sonucu çenesinin kırıldığı ve katı gıda tüketemediği ortaya çıkmıştı.

Fail ‘tanıdık’ çıktı

Mahmut, Diyarbakır 24 Eylül 1996 tarihinde 11 PKK’li tutsağın demir sopa ve çubuklarla katledildiği, 24’ünün de yaralandığı sırada Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 1. Müdür olarak görev yapıyordu. Olayların ardından Mahmut görevinden uzaklaştırıldı, katliam ile ilgili açılan davada hakkında “kasten yaralama” suçundan açılan dava zaman aşımı nedeniyle düştü.

Diyarbakır cezaevi katliamı davası sanıklarından Mahmut

Katliamda yaşamını yitiren tutukluların ailelerinin yaptığı itiraz üzerine karar Yargıtay tarafından bozuldu. Mahmut, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Diyarbakır Cezaevi Katliamı davasında sanık olarak yargılanıyor. Katliamın ardından T.B.M.M. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan Alt Komisyonu’nun, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde yaptığı incelemeler sonucunda hazırladığı raporda Mahmut’un da ismi geçiyor.

İnisiyatifin saldırıyı yapan askerlere geçtiğini ileri sürdü

Mahmut, komisyona verdiği ifadesinde yaşamını yitiren tutsakları suçlayarak, saldırı kararını verdikten sonra inisiyatifin saldırıyı yapan askerlere geçtiğini ileri sürmüş, yaşanan ölümlerden sorumlu olmadığını iddia etmişti. Konuya ilişkin meclis raporunun sonuç bölümünde cezaevi müdürü ve tutukluları işkenceye maruz bırakan asker, gardiyan ve polisler için, “Söz konusu şahıslar faili gayri muayyen şekilde kanunun ve zaruretin tayin ettiği hududu aşarak adam öldürmeye ve yaralamaya sebebiyet vermek suçundan yargı önüne çıkarılmalıdır” ifadelerine yer verildi.

Sicili kabardıkça terfi etti

Olaydan sonra başka illerdeki cezaevlerine atanan Mahmut’un ismi 2013 yılında Müdürü olduğu Çankırı Cezaevi’nde PKK’li tutuklu ve hükümlere yönelik baskı ve işkenceleriyle gündeme geldi. İHD, hazırladığı araştırma ve inceleme raporunda Mahmut’un ve gardiyanların tutuklulara saldırıp onları darp etmesine rağmen, cezaevi savcısının bu kişiler hakkında soruşturma başlatmadığı belirtildi. Mahmut’u katliamın yapıldığı Diyarbakır E Tipi Cezaevinden tanıyan hükümlülerden Feyzi Ayzit’in raporda yer alan ifadesinde, Mahmut’un Diyarbakır Cezaevi katliamında parmağı olduğu, kendisini tanıdığını, o tarihte arkadaşlarını katledenin bugün de bunları yaptığını söyledi.

Geldiğimiz süreçte son 2 aydır hak ihlalleri ve işkence haberleriyle gündemden düşmeyen Tarsus T tipi Kapalı Cezaevi’nin müdürü olan Mahmut hakkında herhangi bir soruşturma açılmadı. Diyarbakır Cezaevi Katliamı’ndan Tarsus’a uzanan cezasızlık devam ediyor.

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

sujin

” Fatma Tokmak, olay basına yansıyınca hastaneye sevk edildi”

Hapiste Sağlık

Bakırköy L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan kronik kalp hastası Fatma Tokmak’ın hastane sevkinin yapılmaması ve yanlış ilaçlardan kaynaklı yoğun kanama görmesi basına yansıyınca, hapishane yönetimi hastane sevkini gerçekleştirdi.

Gazete Sujin’in haberine göre, Fatma Tokamk’ı ziyaret eden avukat Ezgi Duman, cezaevi yönetiminin keyfi tutumundan ötürü yetkililer hakkında suç duyurusunda bulanacaklarını söyledi.

Bakırköy L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan müebbet cezası hükümlü hasta tutsak Fatma Tokmak, her sabah kan vermesi ve yine her öğlen gidip kan değerlerinin sonuçlarına göre ilaçlarını yenilemesi gerekirken, geçen ay cezaevi yönetiminin keyfi yaklaşımından ve cezaevi revir doktorunun yanlış ilaç vermesinden kaynaklı 18 güne yakın ciddi sağlık sorunları yaşadı.

Fatma Tokmak, kan sulandırıcı ilaçların verilmesinden ve yeterli tedavi edilmemesinden kaynaklı yoğun kanama görüyor ve bebek bezi kullanmak zorunda kalıyordu. Cezaevine Fatma Tokmak’ı ziyarete giden Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) avukatlarından Ezgi Duman, Gazete Şûjin’ın haberinden sonra cezaevi yönetiminin Fatma’nın hastane sevkini yaptığını ve şu an için durumunun iyi olduğunu…

View original post 225 kelime daha

KADIN MAHPUSLARIN DUVARLARI AŞAN RESİMLERİ

Tarih:

Pazar, 23 Temmuz, 2017

 

Hapishaneden kadın tutsakların  www.gorulmustur.org‘dan ekip arkadaşlarımıza yolladıkları mektup, resim ve karikatürlerden yararlanılarak hazırlanan önemli bir yazı. Gaiea dergi çalışanlarına teşekkür ediyoruz. kanayan yaramız hapishanelere farklı bir pencereden ışık tuttukları ve görünür kıldıkları için.

***

Kadını doğadan ayırmak elbette ki korkunun ürünüdür ve çok eski bir tarihe dayanır. Ancak savaşların, yasakların, baskıların başta kadınlar üzerinden yürütüldüğü böylesi şiddetli zamanlarda “duvarları aşmak” ve duvarları aşanları görmek çok daha büyük bir öneme sahip oluyor. Resimlerdeki ışık, umut; işlenen konular güç oluyor.

Aynur EpliGönül BulutLamia Aso ve Özlem Özdemir yaptıkları resimleri “Görülmüştür” ekibine, Adil Okay‘a yazdıkları mektuplarla birlikte göndermişler.

Aynur Epli, 22 yıldır tutsak… “Çok ciddi tedavi görmeleri gerektiği için tahliye edilmesi beklenen hasta mahpuslardan” biri. Resim yapmaya duvarların arasına sıkıştırıldığında, daha doğru bir deyimle sıkıştırılmaya çalışıldığında başlamış. İlk sergisini 2004’te Sivas’ta yapan Epli, şimdi Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalıyor ve “Hissediyorsan, yaşıyorsan çiziyorsundur, bu kadar.” diyerek yıllardır çiziyor.

Haberin orjinali için bakınız:

GÖRÜLMÜŞTÜR

 

 

Diyarbakır’da 11 mahpusun yaşamını yitirmesiyle ilgili davanın sanığının Tarsus Hapishanesi müdürü olduğu belirtildi

 19/07/2017 10:20

DİYARBAKIR – Tutsak kadınlara yönelik işkence “Tecavüz tehdidi” ve keyfi uygulamalarla gündeme gelen Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi Müdürü Mahmut Çaça’nın, 1996 yılında 11 siyasi tutuklunun yaşamını yitirdiği, 24’ünün de yaralandığı katliamda Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nin 1. Müdürü olarak görev yaptığı ortaya çıktı. Mahmut, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden cezaevi katliam davasında sanık olarak yer alıyor.

Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nin yaklaşık bir ay önce açıldı. Açıldıktan sonra kadın tutsaklar buraya sevk edildiği ilk gün işkence kötü muamele ve tecavüz tehdidine maruz bırakıldılar. Sincan Kadın Cezaevi ve Tarsus C Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nden Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde sevk edilen kadınlar cezaevinde görevli asker ve gardiyanlar tarafından darp edilerek yerde sürüklenmiş, cinsiyetçi küfürlere ve tecavüz tehdidine maruz bırakılmıştı. İşkenceci asker ve gardiyanlar tutsakların kendilerini darp ettiği iddiasında bulunarak tutuklu ve hükümlü kadınlardan şikayetçi oldu. Ardından kadın tutsaklar, “Burada büyük bir baskı ve şiddet var. Bizim sesimizi duyun” çağrısında bulunmuştu.
Cezaevi’nde işkence ve kötü muameleye maruz bırakılan kadınlarla görüşen İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana ve Mersin şubeleri, cezaevinde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili rapor hazırladı. Raporda, kadın tutsakların tek tek araçtan indirilerek cezaevi müdür ve jandarma komutanının huzurunda “teslim oldum” demeleri yönünde tehdit edildikleri, “teslim oldum” dememeleri üzerine askerler tarafından şiddet gördükleri, yerlere yatırılıp kafalarına postallar ile basıldığı ve saçlarından tutularak yerlerde sürüklendikleri ifade edildi. Kadın tutuklulara yönelik işkencenin soyadları bilinmeyen ancak cezaevi müdürleri olan Şeyma ve Mahmut’un gözü önünde yapıldığına dikkat çekildi. Raporda, işkenceye maruz kalan kadınların, revire çıkarılmadığı, rapor almalarının engellendiği ve cezaevi dışına sevklerinin engellendiği belirtildi. İHD ve tutuklu yakınları, kadın tutuklulara yönelik işkence ve kötü muamelede bulunan cezaevi görevlileri hakkında savcılığa suç duyurusu ve Adalet Bakanlığına şikayet bulunmuştu.

Fail ‘tanıdık’ çıktı

Yeni açılan Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ne müdür olarak atanan Mahmut Çaça, daha önce müdür olarak görev yaptığı cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere yönelik uygulamaları nedeniyle sicili hayli kabarık. Mahmut, Diyarbakır 24 Eylül 1996 tarihinde 11 PKK’li tutuklunun demir sopa ve çubuklarla katledildiği, 24’ünün de yaralandığı sırada Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 1. Müdür olarak görev yapıyordu. Olayların ardından Mahmut görevinden uzaklaştırıldı, katliam ile ilgili açılan davada hakkında “kasten yaralama” suçundan açılan dava zaman aşımı nedeniyle düştü.

Katliamda yaşamını yitiren tutukluların ailelerinin yaptığı itiraz üzerine karar Yargıtay tarafından bozuldu. Mahmut, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Diyarbakır Cezaevi Katliamı davasında sanık olarak yargılanıyor. Katliamın ardından T.B.M.M. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan bir Alt Komisyon, 26 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır E Tipi Cezaevinde incelemeler sonucunda hazırladığı raporda Cezaevinin 1. Müdürü Mahmut’un da ismi geçiyor.
Mahmut, komisyona verdiği ifadesinde yaşamını yitiren tutsakları suçlayarak, müdahale kararını verdikten sonra inisiyatifin müdahaleyi yapan askerlere geçtiğini ileri sürmüş, yaşanan ölümlerden sorumlu olmadığını iddia etmişti.

‘Cezaevi savcısı soruşturma açmadı’

Olaya ilişkin ismin açıklanmayan bir itirafçının rapora yansıyan ifadesinde, müdürün kapıdan içeri girdiğini ve gardiyanların oluşturdukları koridordan geçerek dışarı çıktığını, gardiyanların kendisini olayı göremeyecekleri bir yere götürdüğünü, orada beklerken gürültüler geldiğini, tutukluların ‘kahrolsun işkence’ diye slogan attıklarını söyledi. Meclis raporun sonuç bölümünde cezaevi müdürü ve tutuklulara müdahale eden asker, gardiyan ve polisler için şu ifadelere yer verildi, “Söz konusu şahıslar faili gayri muayyen şekilde kanunun ve zaruretin tayin ettiği hududu aşarak adam öldürmeye ve yaralamaya sebebiyet vermek suçundan yargı önüne çıkarılmalıdır” denildi.
Olaydan sonra başka illerdeki cezaevlerine atanan Mahmut’un ismi 2013 yılında Müdürü olduğu Çankırı Cezaevi’nde PKK’li tutuklu ve hükümlere yönelik uygulamalarıyla gündeme geldi. İHD, Çankırı E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 2013 yılında tutuklu ve hükümlülere yapılan saldırılara ilişkin hazırladığı araştırma ve inceleme raporunda Cezaevi Müdürü Mahmut Çaça ve gardiyanların tutukluları saldırıp darp etmesine rağmen, cezaevi savcısının bu kişiler hakkında soruşturma açmadığı belirtildi. Cezaevi Müdürü Mahmut’u katliamın yapıldığı Diyarbakır E Tipi Cezaevinden tanıyan hükümlülerden Feyzi Ayzit’in raporda yer alan ifadesinde, Mahmut’un Diyarbakır Cezaevi katliamında parmağı olduğu, kendisini tanıdığını, o tarihte arkadaşlarını katledenin bugün de bunları yaptığını ifadesinde yer verildi.

‘Cezasızlık politikaları sonucu olarak ödüllendirilmiştir’

Konuyla ilgili görüştüğümüz cezaevindeki bazı tutuklu ve hükümlülerin Avukatı Gülşen Özbek, Tarsus T Tipi Cezaevi’nin hukuk dışı ve insanlık dışı uygulamaların merkezi haline geldiğini belirterek, “Bizler Tarsus cezaevinde kadın tutuklu ve hükümlülere yönelik özel bir uygulamanın olduğu görüşündeyiz. Adalet Bakanlığına yapmış olduğumuz başvuruda cezaevi idaresinin denetim dışında olduğunu belirterek, bu hususun ayrıca araştırılmasını talep ettik. Tarsus cezaevinde yaşanan uygulamalar ile Diyarbakır E Tipi Cezaevinde 1990 yıllarda yapılan uygulamaların örtüşmüş olması bize bu kanaati uyandırmıştır. Şu an için Tarsus Cezaevi’nde birinci müdür olarak görev yapan Mahmut Çaça, 1996 yılında 11 PKK’li tutuklu ve hükümlünün işkence yapılmak suretiyle öldürüldüğü cezaevinde 1. Müdür olarak görev yapıyor. Cezasızlık politikasının sonucu olarak ödüllerinden Mahmut Çaça görev yaptığı cezaevlerinde yoğun bir şekilde hak ihalelerinin yaşandığı çeşitli STK’lerin raporlarında da ortaya konulmaktadır. Bu kişi daha önce Çankırı E Tipi Cezaevi’de hükümlü ve tutuklulara işkence ve kötü muameleleri uygulamalarıyla gündeme gelmiştir. Biz bu nedenle Tarsus Cezaevinde gelişebilecek olası vahim durumlardan kaygı duyuyoruz. Nasıl da olur böyle bir sicile sahip bir kişiye sınırsız yetkiler veriler cezaevi müdürü olarak atanır. Bu kişi bir an önce görevden alınmalıdır ” diye konuştu.
Gülşen, cezaevinde keyfi uygulamaların son bulması ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin başlatılması için Adalet Bakanlığına ve cezaevi savcılığında girişimlerde bulunduklarını ancak bir sonuç alamadıklarını ifade etti.

Diyarbakır Cezaevi’nde ne olmuştu?

Diyarbakır Cezaevi’nde 1996 yılında gardiyan ve askerlerin tutuklulara saldırması sonucu 11 tutuklu hayatını kaybetmiş, 24 tutuklu ise yaralanmıştı. Katliamda, Erkan Hakan Perişan, Cemal Çam, Hakkı Tekin, Ahmet Çelik, Edip Dilekçi, Mehmet Nimet Çakmak, Rıdvan Bulut, Mehmet Kadri Gümüş, Kadri Demir, Mehmet Arslan ve Hakkı Tekin isimli tutuklu ve hükümlüler yaşamını yitirmişti. Aralarında asker, polis, gardiyan, cezaevi doktoru ve cezaevi müdürünün de bulunduğu toplam 72 sanık hakkında 1996 yılında açılan dava 27 Şubat 2006’da sonuçlanmış ve 62 sanığının “kastın aşılması suretiyle birden fazla kişiyi öldürmek”, “görevi kötüye kullanmak” suçlarından 5’er yıl hapis ve 3’er yıl kamu hizmetinden men cezasına çarptırmıştı. Mahkeme 3 sanığın beraatına karar verirken, o dönem Cezaevi’nin 2. Müdürü olan Mahmut Çaça’nın da aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında açılan davayı ise “zaman aşımı”nı gerekçe göstererek düşürmüştü. Olaylarda ağır yaralanan ve daha sonra hayatını kaybeden Kadir Demir’in tedavi altına alınmadan Antep Cezaevi’ne sevk edilmesi nedeniyle haklarında dava açılan 17 kamu görevlisinin dosyasının da bu davayla birleştirilmesi sonucu sanık sayısı 89’a yükselmişti. Yerel mahkemenin kararında usul ve esas yönünde eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle 2 defa Yargıtay’dan dönmüştü. Dava Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.
Öte yandan, olayın yaşandığı tarihte Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık Şube Müdürlüğü’nde yüzbaşı olan ve davanın sanıklarından Vedat Çolak’ın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı’na terfi ettiği ortaya çıkmıştı.

Haberin orjinali için bakınız:

şujin

 

AYM: Çıplak arama kötü muamele olarak değerlendirilemez

İzmir’de Gezi eylemlerine katıldığı için “örgüt üyesi olmak” suçundan tutuklanarak Şakran Kadın Cezaevi’ne gönderilen Elif Kaya’nın, cezaevinde gardiyanlar tarafından çıplak aramaya maruz kalmasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru reddedildi.

Çınar Livane Özer

ANKARA – Avukat Ali Aydın, İzmir’de Gezi eylemlerine katıldığı için “örgüt üyesi olmak” suçundan tutuklanarak Şakran Kadın Cezaevi’ne gönderilen Elif Kaya’nın, “kurum personeli tarafından şiddet ve tacize maruz bırakılarak zorla çıplak arama yapılması nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği” iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yaptı. Başvuruda Kaya’nın aramaya direndiği için cezaevi tarafından verilen bir aylık görüş yasağına da yer verildi.

‘SAĞLIK RAPORU YOKSA ÇIPLAK ARAMA YOKTUR’

“Çıplak arama yapılması hükümlü ve tutuklular açısından tek başına kötü muamele yasağını ihlal eden bir durum olarak değerlendirilemez” diyen AYM, Kaya’nın herhangi bir şiddete maruz kaldığı yönünde sağlık raporu olmadığını, iddianın dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, “Çıplak arama iddialarına yönelik savunulabilir ve her türlü şüpheden uzak bir delil yoktur” dedi. AYM, Kaya’nın 9 gardiyanla elleri arkadan bağlı bir şekilde bir odaya sokulmasına dair cezaevinin güvenlik kamerasına yansıyan görüntüleri ise delil saymadı. Onun yerine görüntüleri inceledikten sonra “görüntülerde herhangi bir zorlama tespit edilmemiştir” tespitini yapan İnfaz Hâkimliği’nin ifadelerini hatırlattı.

‘BİR AYLIK GÖRÜŞ YASAĞINA TECRİT DENMEZ’

AYM, Kaya’nın aramaya direndiği için cezaevi idaresi tarafından açılan disiplin soruşturması ve soruşturma sonunda verilen 1 ay görüş kısıtlılığı kararında da bir aykırılık göremedi. AYM bir aylık görüş yasağının tecrit olarak değerlendirilemeyeceğini, iddianın dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, “Tek başına tutulma veya tecrit olarak adlandırılabilecek bir yalnızlaştırmadan bahsedebilmek için kişinin ziyaretten yoksun bırakılmasından öte mahkûmların diğer tüm iletişim imkânlarının elinden alınması gerekir. Dolayısıyla diğer hükümlüler/tutuklularla görüşme, haberleşme araçlarından yararlanma ve sadece bir ay süre ile ziyaretçiden yoksun bırakılma gözetildiğinde sosyal yalnızlaştırmaya maruz kaldığından bahsetmek mümkün değildir” dedi.

‘4 DAKİKADA ÇIPLAK ARAMA OLMAZ’

Gezi eylemleri sırasında tutuklanarak cezaevine gönderilen Kaya, 9 gardiyan tarafından elleri arkadan bağlı bir şekilde arama odasına sokulmuş ve dışarı çıktığında elinde iç çamaşırının olduğu güvenlik kamerasına yansımıştı. 9 gardiyan tarafından aranan Kaya’ya ayrıca aramaya direndiği için 1 ay görüş yasağı verilmişti. Kaya’nın avukatı Ali Aydın tarafından “çıplak arama” için savcılığa yapılan suç duyurusu hakkında “kovuşturmaya yer olmadığına” dair karar verilirken, “görüş yasağına” yapılan itiraz neticesinde mahkeme skandal bir karara imza atmıştı. Sanık gardiyanların “tanık” olarak dinlendiği ve görüş yasağının onandığı kararda hâkim “4 dakika içinde tamamen soyulup saçı başı bozulmadan giydirilmesi mümkün değil. Dar kot pantolonun ve iç çamaşırının bu sürede çıkarılıp tekrar giydirilmesi çok zor” gibi değerlendirmelerde bulunmuştu.

Haberin orjinali için bakınız:

gazeteduvar