Kadın mahpus hastanede intihara kalkıştı

Yayınlanma tarihi: 12 Haziran 2017 Pazartesi, 11:36

Kocaeli’nin Kandıra İlçesi’nde bulunan Kandıra Yarı Açık Cezaevinde tutuklu kadın mahkum G.K yattığı ranzadan düşerek kalçasını kırdı. G.K hastanede tamamlanan tedavisinin ardından taburcu olacağını öğrenince cezaevine gitmemek için hastane penceresine çıkarak intihar teşebbüsünde bulundu.

Olay, Kocaeli Devlet Hastanesi Ortopedi Bölümünde meydana geldi. Kandıra Yarı Açık Cezaevi’nde yatan G.K. isimli kadın mahkum bir süre önce yattığı ranzasından düşerek kalçasını kırdı. Kocaeli Devlet Hastanesinde Ortopedi Bölümünde tedavi altına alının G.K. tedavisinin bitmesiyle bugün taburcu olacağını öğrenince cezaevine gitmek istemedi.

Hastane odasının penceresine çıkarak intihara teşebbüste bulunan G.K. hastane yetkilileri ve polislerin yaklaşık yarım saat süren ikna çabaları sonrasında vazgeçirilerek içeri alındı. Tekrardan cezaevine dönmek istemeyen G.K. hastane odasında yetkililerden yardım isteyerek tedavi süresinin uzatılmasını istedi. Psikolojik sorunlarınında bulunduğu öğrenilen G.K’nın tedavisine Kocaeli Devlet Hastanesi’nde bir süre daha devam edileceği öğrenildi.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

Cumhuriyet

Maricopa County Hapishanesi’nin kadın mahpusları

ABD’nin Arizona eyaletinde bulunan Maricopa County’deki bu yer bir film seti değil, gerçek bir hapishane. Kadın mahkumların birbirlerine zincirlerle bağlı olarak çukur kazmaya ya da çöp toplamaya götürüldüğü bu hapishanenin ABD sınırları içinde eşi benzeri yok. Zira başka hiçbir yerde bu zincirleme sistemi kullanılmıyor.
İskoç fotoğrafçı Scott Houston, geçtiğimiz yıl özel izinle buraya girerek kadınların çok samimi portrelerini çekti.
Fotoğrafların tamamı için bakınız:

Atena Daimi’nin Sağlık Durumu Kötüleşiyor

HAZİRAN 10, 2017 DÜNYA, KADIN

İran’da tutuklu bulunan ve 63 gündür açlık grevinde olan insan hakları savunucusu ve ressam Atena Daimi’nin sağlık durumu giderek ağırlaşırken, ülkedeki dayanışma örgütleri eylem çağrısı yaptı.

İran cezaevlerinde baskı ve kötü muamelenin de içinde bulunduğu hak ihlallerine karşı 63 gündür açlık grevinde olan İnsan hakları savunucusu ve ressam Atena Daimi’nin sağlık durumu giderek ağırlaşıyor. MaZanan’ın haberine göre; 2014 yılından beri Evin Cezaevi’nde olan Atena, kardeşleri Hanieh ve Ensieh’in “kamu görevlilerine hakaret, iddiasıyla cezalandırılmasına tepki göstererek, açlık grevine başlamıştı. Ülkedeki dayanışma örgütü CODIR, Atena için 20 Nisan’da Atena için eylem çağrısında bulunmuştu.

12 bin dolar kefalet istediler

Evin Cezaevi’ndeki Savcı Yardımcısı, 12 Nisan tarihinde açlık grevindeki Atena için “soğuk ve empatik” ifadesini kullanırken, açlık grevi için Atena’ya yeni bir cezanın verilebileceğini söyledi. Ocak ayında Atena Daemi ve kardeşleri Hanieh ve Ensieh’i “Yüce Lider’e hakaret”, “kasıtlı saldırı”, “resmi görevlerini yerine getirirken kamu görevlilerini engellemek” ve “görevdeki kamu görevlilerine hakaret etmek” iddialarıyla suçlandı. Şubat ayında Atena ve kardeşleri, savcılığın ilk iki suçlamanın düştüğünü belirten resmi bir mektup aldılar. Bununla birlikte, diğer iki suçlama açık kaldı ve Atena’nın kardeşleri, suçlamaların daha ayrıntılı bir şekilde soruşturulmasına kadar serbest kalabilmeleri için 400 milyon riyal (yaklaşık 12 bin ABD doları karşılığı) kefalet ödemeleri istendi. Masraflar hakkında 22 Mart tarihine kadar, tahkimin yargılanması için ertesi gün Tahran Ceza Mahkemesi’ne çıkacakları çağrısı dışında bilgi alamadılar.

Af Örgütü’nden çağrı

Duruşma yaklaşık bir saat sürdü. Mahkeme kararı ertesi gün yayınladı ve her birine üç ay ve bir gün hapis cezası verdi. Mahkeme, Henieh ve Ensie’in ”iyi davranışlarına” aykırı koşullar altında bir yıl süreyle cezalarını erteledi.Açlık grevindeki Atena ise, Mart ayında sağ gözünde geçici görme kaybı yaşadıktan sonra cezaevi kliniğine getirildi, ancak tıbbi kliniğin durumunu teşhis etmek için gerekli olanakları olmadığı için aynı gün hücresine geri gönderildi.

Uluslararası Af Örgütü de, Atena’nın iki gün boyunca defalarca kustuğu için, yetkililerin sonunda cezaevinin dışında bir hastaneye naklettiğine dikkat çekerek, (MRI) taramasına ihtiyaç duyduklarını söyledi. Af Örgütü devamında, “Bununla birlikte, yetkili makamlar aynı gün Atena’yı cezaevine geri gönderdiler ve o zamandan beri MRI’ı teslim edemedi. Ailesine, prosedürün pahalı olduğunu ve ailenin, randevu rezervasyonu yapıldıktan sonra masrafları karşılaması gerektiğini söylediler. Bu, devletlerin tüm mahpuslara ücretsiz tıbbi bakım hizmeti vermesini ve ayrımcılık yapmamasını gerektiren uluslararası kanunlara aykırı” diye belirtti.

Ne olmuştu?

Atena Daemi ilk kez 2014 yılının Ekim ayında tutuklanarak Evin Cezaevi’ne gönderildi. 51 gün yerine 86 gün tecrit edilen Atena, bu dönemde defalarca sorgulanmasına rağmen avukata erişimi engellendi. İlk 28 gün boyunca cezaevindeki Bölüm 2A’daki bir hücrede tutulan Atena, uzun süren sorgulamalar sırasında, gözleri önünde duvara bakacak şekilde oturmak zorunda bırakıldı. Atena, 2015 yılının Mart ayında Tahran Devrim Mahkemesi’nin verdiği kararla 15 dakikadan fazla sürmeyen yargılamanın ardından 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Atena’nın cezası, 2016 yılının Eylül ayında Tahran Temyiz Mahkemesi tarafından 7 yıla indirildi.

Atena’nın yargılandığı iddialar arasında yetkililerin idam kayıtlarını eleştiren facebook yazıları, ölüm cezasına karşı broşür dağıtma, Reyhaneh Jabbari’nin 2014’te infaz edilmesine karşı barışçıl bir protestoya katılması var. Bunların dışında 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra protesto gösterileri sırasında katledilen mezarlıklarını ziyaret etmek ve siyasi tutsaklara yönelik tacizler hakkında İran dışındaki insan hakları gruplarına bilgi gönderdiği iddia edildi.

Atena hakkında Nisan 2015’te çıkarıldığı Tahran Devrim Mahkemesi, “ulusal güvenliğe karşı suç işlemek için toplanma ve toplama”, ”sisteme karşı propaganda yapmak” ve “Yüce Lider’e hakaret” şeklinde karar alındı.

Çeviri: Gazete Şûjin

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

adilmedya

‘Çocuklu anneler için hapse alternatif yöntemler tartışılmalı’

Adalet Bakanlığı 560 çocuğun anneleriyle birlikte cezaevlerinde kaldığını açıkladı. Ceza İnfaz Siteminde Sivil Toplum Derneği Kadın Mahpuslar Ağı Temsilcisi avukat Ezgi Duman: Küçük çocuğu olan kadınların hapsedilmeyeceği alternatif yollar üzerinden gidilmeli.

Hacı Bişkin  hbiskin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin annesiyle beraber cezaevlerinde kalan çocuklarla ilgili soru önergesine yanıt veren Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 560 çocuğun anneleriyle birlikte cezaevinde kaldığını açıkladı. Anneleriyle birlikte cezaevlerinde kalan çocuklar için yeni yasal düzenlemelerin şart olduğunu belirten Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Kadın Mahpuslar Ağı Temsilcisi avukat Ezgi Duman, çocuklarıyla birlikte cezaevlerinde kalan kadınlar için yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurgulayarak, yeni alternatif yöntemlerin sağlanması gerektiğini söyledi.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Kadın Mahpuslar Ağı Temsilcisi avukat Ezgi Duman ile Türkiye’deki cezaevlerinde çocuklarıyla birlikte kalan kadınları ve çocukları konuştuk…

Öncelikle şunu sormak istiyorum: Bir çocuk annesi ile birlikte neden ‘ceza çekiyor’…

Bu aslında çok uzun cevabı olan bir soru. Çünkü çocukların annesiyle birlikte hapishanede olmasının siyasal, felsefi, sosyolojik, tarihi nedenleri var. İnfazı, hapishanelere dair genel bir tartışmanın parçası olarak ele almak gerekiyor konuyu.

‘YÜKSEK GÜVENLİKLİ CEZAEVLERİNDE KALMAK KÖTÜ MUAMELE’

Cezaevlerinde annesinin yanında yaşamak zorunda kalan 560 çocuktan 100’ünün açık havayı görebildiği aktarıldı. Buradan yola çıkarak bir çocuk annesi ile cezaevinde kalmak mecburiyetindeyse siz ne gibi öneriler sunuyorsunuz?

Bir çocuk her şeyden önce hapishanede olmamalı. Bu nedenle küçük çocuğu olan kadın mahpuslar bakımından hapsetmenin alternatiflerini gündeme getirmek zorundayız. Ama çocuklu kadınlar illa ki hapishanede olacaksa en azından çocuklar için daha iyi koşulların sağlanması gerekiyor. 0-6 yaş grubu çocuklar hapishanede kalıyor ki bu aslında erken çocukluk dönemine işaret ediyor. Erken çocukluk dönemindeki bir kişinin olabildiğince fazla uyaranla karşılaşması, akranlarıyla bir araya gelebilmesi, çeşitli doğal ve sosyal ortamlara girebilmesi ruhsal ve fiziksel gelişimi için çok önemlidir. Haliyle bir yetişkin için bile ciddi sorunlar açığa çıkaran yüksek güvenlikli hapishanelerde çocukların kalması açıkça kötü muamele niteliğindedir.

‘YENİ HAPİSHANE AÇILMASINI TALEP ETMİYORUZ ANCAK…’

Peki çocuklar cezaevinde genel olarak hangi zorluklarla karşılaşıyorlar?

Bazı yüksek güvenlikli hapishanelerde, belirttiğimiz üzere, toprağa, bitkiye dokunma, gök yüzünü tam olarak görme şansı yok. Güvenlik gerekçesiyle bazı oyuncaklar içeri alınmıyor. Çoğu hapishanede kreş imkanı bulunmuyor. Biz tabii ki yeni hapishane açılmasını talep etmiyoruz ancak çocuklar hapishanede kalacaksa da en azından kadınlar için yapılmış kreş imkanı olan, çocukların akranlarıyla buluşabileceği, toprağa, bitkiye hatta hayvanlara dokunabileceği hapishanelerde kalmalı. Güvenlik adı altında yapılan uygulamalar en asgari düzeye çekilmeli ve uluslararası hukuka uygun olarak çocuğun üstün yararı “güvenlik kaygısının” önünde görülmeli. Örneğin özgürce oyuncaklara erişim sağlanabilmeli, arama, sayım gibi uygulamalar çocukların gözü önünde kesinlikle yapılmamalı. Çocukların hapishane dışındaki dünyayı, mümkün olduğunca annesinin de olduğu bir şekilde, tanıması sağlanmalı.

‘ÇOCUKLU KADINLAR KENDİLERİNİ SUÇLUYOR’

Bir çocuk annesiyle birlikte 6 yaşına kadar cezaevinde kalıyorsa sevgi evlerine ya da sosyal hizmet kurumlarına veriliyor. Cezaevlerinde çocuklarıyla birlikte kalan anneler sizlerle bu konuda mektuplar üzerinden iletişim kurduklarında neler anlatıyor…

Bize bu konuda az da olsa mektup geldi. Aslında şöyle bir durum var: Kadınlar, özelde adli kadın mahpuslar, kendilerini zaten hapishanede olmaktan dolayı sık sık suçlayabiliyor ve yaşadıkları olumsuzlukları hakkettiklerini dile getiriyorlar. Bu durum aile, arkadaşlar ve yer yer hapishane personelince damgalanmayla beraber perçinleniyor. Çocuklu kadınlar ise kendilerini çocuklarından dolayı da suçluyor. Çocuklarının hapishanede olmasıyla ilgili de kendilerine yükleniyorlar ve bu yaşanan travmayı arttırıcı oluyor.

‘6 YAŞINDAN SONRA ÇOCUK BABASINA VERİLDİ AMA…’

Diyelim ki çocuk anneden alındı ve sosyal hizmetler kurumlarına verildi. Anne bu durumdan nasıl etkileniyor?

Tüm bunlara ek olarak tabi bir de çocuklarından ayrılma korkusu var. 6 yaşına kadar beraber hapishanede kaldıkları çocukları birden alınıyor. Üstelik çocuğun dışarıda babasının olması da olmaması da farklı sorunlar yaratabiliyor. Örneğin bize yazan bir kadının 6 yaşından sonra çocuğu çıkmış ve babasıyla kalmaya başlamış. Ancak kadının iddiasına göre, baba uyuşturucu bağımlısı ve çocuğu okula göndermiyor. Ayrıca anneden de kaçırıyor, görüşe getirmiyor. Kadın çocuğunun bulunmasını ve sosyal hizmet kurumuna verilmesini istiyordu. Çocuğa dışarıda bakacak kimse yoksa da bu kez sevgi evlerinde, sosyal hizmet kurumlarında kalma durumu var. Bu tür kurumlara olan güven de ortada. Ne yazık ki çoğu kişi buralarda çocuğunun ne şartlarda kalacağından emin değil.

‘TÜRKİYE’DE NİYE TARTIŞMAYALIM Kİ?’

Bütün bu söylediklerinizden yola çıkılarak sizce cezaevlerinde çocuklarıyla birlikte kalan kadınlar için yeni bir yasal düzenleme şart mı, şartsa ne gibi yasal düzenlemeler getirilmeli?

Elbette şart. Durumun vahameti ortada. Hapishaneler koşullar düzelse bile çocuklar için uygun değil. Bu yüzden küçük çocuğu olan kadınların hapsedilmeyeceği alternatif yollar üzerinden gidilmeli. Dünya üzerinde bugün hapsetmenin alternatifleri tüm mahpuslar bakımından tartışılıyor. Kadın mahpuslar, hele de çocuklu kadınlar için Türkiye’de niye tartışmayalım ki?
Bu durum kabul edilmiyorsa en azından çocuklu kadınların kadın hapishanelerinde kalması, güvenlik uygulamalarının sınırlanması, çocuğun dışarıyla olan bağının güçlendirilmesi için yasal güvenceler getirilmeli. Örneğin kadın hapishanelerinde ya da kadınların kaldığı hapishanelerde çocukların, mümkünse dışarıda, kreş imkanından yararlanması yasal zorunluluk olmalı.

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

Gazete Duvar

Şiddete uğrayan kadınların birbirleriyle mektuplaşması engelleniyor

25 Mayıs 2017 Perşembe, 23:16

Şiddete uğrayan kadınlar Çilem Doğan, Nevin Yıldırım ve Yasemin Çakal’ın birbirleriyle mektuplaşması engelleniyor.

Şiddetten kaçamadığı için kocasını öldürmek zorunda kalan Çilem Doğan’ın, kendisiyle aynı kaderi paylaşan Nevin Yıldırım ve Yasemin Çakal’la mektuplaşması engelleniyor. Kadınlar şimdiye dek birbirlerine tek bir mektup bile ulaştıramadılar. Çilem Doğan, Adana’da kendisini fuhuşa zorlayan ve şiddet uygulayan eşini öldürdüğü için 15 yıl hapse mahkûm edilmişti. Mahkeme heyeti dosyadaki delil durumunu göz önüne alarak Doğan’ı 50 bin TL kefaletle serbest bırakmıştı.

“Sırtımdaki yükü anlattım”

Doğan, tahliye olduktan sonra kendisiyle benzer davalarda yargılanan Isparta Hapishanesi’nde tutulan Nevin Yıldırım’a ve Bakırköy Hapishanesi’nde tutuklu Yasemin Çakal’a mektuplar yazdı. Mektuplardan hiçbiri Yıldırım ve Çakal’a verilmedi. Çakal ve Yıldırım’ın Çilem Doğan’a gönderdiği mektuplar da postalanmadı. Çilem Doğan, hapishane yönetimlerinin kadın dayanışmasının önüne geçmek için mektupları vermediğini söyleyerek, “Nevin ve Yasemin’e sırtımdaki büyük yükü, tutsak kadınları ve dışardaki kadınların mücadelesini anlattım. Mektuplarım verilmeyince avukatlar aracılığıyla mesajlarımı ilettim. Onlar da bana mektup yazmış. O mektuplar da ne yazık ki elime geçmedi” dedi.

 

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

Cumhuriyet

Askerlerin tacizine tepki gösteren kadınların zorla sevk edildiği belirtildi

HABER MERKEZİ – Bayburt M Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan siyasi kadın tutukluların, askerlerin cinsel içerikli sözlü tacizine slogan atarak yanıt verdikleri için sürgün edildiği belirtildi.

OHAL’de cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri artarak devam ediyor. Bir hak ihlali haberi de Bayburt M Tipi Kapalı Cezaevi’nden geldi.

Cezaevi’nde nöbet tutan askerler, siyasi kadın tutukluları cinsel içerikli sözlü tacize maruz bıraktı.

Ailelerin verdiği bilgilere göre, kadınların bulunduğu avluya çeşitli cisimlerin de atıldığı belirtildi.

Askerlerin tacizine tepki gösteren kadınlara cezaevi yönetimi tarafından önce telefon görüşü ve ortak alana çıkma yasağı getirildi.

Bu uygulamaların ardından 8 siyasi tutuklu kadının sürgün edilerek, ailelerinden gizlenildiği belirtildi.

Gazete Şûjin’in haberine göre kadınlardan 4’ü Sincan Kapalı Kadın Cezaevi’ne diğer 4’ü de İzmir Şakran Cezaevi’ne sevk edildi.

‘Aylarca kız kardeşimden haber alamadım’

Sürgün edilen tutuklulardan Şefika Bilici’nin kardeşi Harun Bilici aylardır kız kardeşinden haber alamadıklarını söyledi.

Cezaevini her aradığımızda Şefika’nın cezaevinde olduğu bize söyleniliyordu. ‘Neden bizi aramıyor’ sorusuna ise cevap verilmiyordu. En son Şefika’nın bizi araması ile bizler Şefika’nın Sincan Cezaevine sürgün edildiğini öğrendik.

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

Gazete Karınca

“Miraz bebek hapishane koşullarına dayanamadı: Hastaneye götürüldü!”

Annesi Gülistan Diken Akbaba ile birlikte hapishanede tutulan 9 aylık Miraz bebek, hapishane koşullarına dayanamayarak hastalandı. İleri’ye konuşan baba Cengiz Zaza Akbaba, “Çocuğum bir betonun içinde, ne kadar sağlıklı olabilir” sözleriyle isyan etti.

12-05-2017 13:14

Meryem Yıldırım

@Meryem_Yildrim

Annesi Gülistan Diken Akbaba ile birlikte İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi’nden Gebze Kadın Cezaevi’ne sürgün edilen ve cezaevinde 9 aylık olan Miraz bebek koşullara dayanamayarak hastalandı. İshal olan ve zayıflayan Miraz bebeği, ziyarete gittiği gün hastalanmış gören babası çocuğunu alarak hemen hastaneye götürdü.

İleri Haber’e konuşan Akbaba, bebekle zaman geçirebilmek için Gebze’den alarak İstanbul Maltepe’deki evine getirdiğini, ‘mesai saatleri’ gerekçesiyle Miraz’ın 17.00’den önce geri getirme zorunluluğu bulunduğu için, üzülerek, bebeğinin tahlillerini yapamadan cezaevine teslim etmek zorunda kaldıklarını anlattı.

ZİYARETE GİDİNCE HASTALANDIĞINI ÖĞRENDİ

9 Mayıs Salı günü dokuz aylık bebeği Miraz’ı görmek için Gebze Cezaevi’ne gittiğini anlatan baba Cengiz Zaza Akbaba, “Salı günü görüşe gittiğimde 4-5 gün önce hastalandığını gördüm. Zayıflamış ve durgunlaşmıştı” dedi.

Oğlunu hemen alıp hastaneye götürdüklerini anlatan Akbaba, “İshal olmuştu ve öksürüyordu. Tahlil yapmak için çocuğun büyük tuvaletini yapması lazımdı, yapmadı. Saat 16.00’ya kadar  bekledik. Gebze’den Maltepe’ye eve getiriyorum çocuğu. 1 saat sürüyor gelip gitmek. Geri götürdük dolayısıyla tahlil yapamadık” diye konuştu.

‘MESAİ’ GEREKÇESİYLE TAHLİL YAPAMADAN TESLİM ETMEK ZORUNDA KALDI

Neden hastalandığını öğrenmek istediklerini, doktorun da tahlil yapması gerektiğini söylediğini ifade eden Akbaba “Diş de çıkartıyor. Tahlil sonucunda ne olacağını öğrenebilecektik ama 17.00’e kadar mesai saatleri deniyor” diyerek söz konusu bu uygulama gerekçesiyle, çocuğunun sağlık kontrollerini tamamlayamadan cezaevine getirmek zorunda kalmasına tepki gösterdi.

MİRAZ’IN SAĞLIĞINDAN ENDİŞE DUYUYOR

Çocuğunun sağlığından endişe duyan Akbaba şöyle devam etti:

“Sonuçta orası cezaevi hiçbir zaman kapanmıyor, sürekli birileri var. Bebeği alıp annesine verecekler. Diş çıkardığı için gece de rahatsız oluyormuş. Salı günü tekrardan alacağım orada yakında bir hastaneye götüreceğim hemen.”

‘ÇOCUĞUM BİR BETONUN İÇİNDE’

Cezaevindeki koşullara iletişim kısıtlılığına isyan eden Akbaba, “İletişim olanaklarımız o kadar kısıtlı ki, kapalı görüşe gittiğimizde telefonla, inanın ne doğru düzgün bir şey konuşabiliyoruz, ne soru sorabiliyoruz. Ne Gülistan konuşabiliyor ne de biz. Çocuk sıkılıyor ve huysuzluk yapmaya başlıyor. Gebze’ye 1 aya geçkin bir süredir gitti, çok fazla bir şey bilmiyorum” dedi.

Çocuğunun bir betonun içinde olduğunu ifade eden Akbaba, “Burada ne kadar sağlıklı olabilir ki?” diye isyan etti.

EŞİ DE ZAYIFLAMIŞ…

Eşi Gülistan Diken Akbaba’nın da zayıfladığı bilgisini veren Cengiz Zaza Akbaba şöyle konuştu: “Annesi de kilo vermiş. Kızdım ve kendisine dikkat etmesini söyledim. 3 aydır cezaevindeler. Eşimi Bakırköy Cezaevi’nden Gebze Cezaevi’ne kaçırarak götürdüler. Biz bu travmayı daha yeni atlatıyoruz. İnsanlık dışı bir durum. Bakırköy 8 hafta boyunca bebekle kapalı görüş yaptırdılar, vahşetti bu. Şimdi alabiliyoruz ama mesai saatlerinde getirmek zorunda kalıyoruz. Mesai saatleri bir bebeği bağlayan ilgilendiren bir durum değil. Özellikle böyle bir durumda, çocuğun sağlığının söz konusu olduğu durumda…Keyfi bir şey değil bu. Bilmiyordum hasta olduğunu, görüşe gidince öğrendim. 5 gündür hastaymış, şimdi 1 hafta da böyle geçecek. Toplam 12 gün hastalık…”

CEZAEVİ YÖNETİMİNE BAŞVURU YAPACAK

Bebeğin teslimi için mesai saatleri konusunda bir toleransın yapılıp yapılmayacağı konusunda bir başvurularının olup olmadığını sorduğumuz Akbaba, “Bir dahaki görüşe gittiğimde cezaevi idaresiyle görüşeceğim bu dediğiniz durumu. Bu öngöremediğimiz bir durum oldu. Yani çocuğun hastalanması durumunda nasıl olabileceği konusunda. Doktora götüreceğimi ve tahlillerin sürebileceğini belirteceğim. Yanımda kalmasını, onunla birlikte uyumayı istiyorum ama bebek ufak emiyor, annesine bağımlı hala” yanıtını verdi.

‘REFERANDUMDAN SONRA’ HUKUKU

Davaya ilişkin hukuki durumu sorduğumuz ve ‘yeniden yargılama’ talebine ilişkin verilecek olası yanıtın referandum sonrasına bırakıldığını sorduğumuz Akbaba, şunları söyledi: “Hukuki olarak bir gelişme yok. Referandumdan sonra bırakmalarının mantığı şu; ‘biz çıkacak güç dengesine göre karar verebiliriz, bakalım Türkiye’de ne olacak’. Yani siyasetin dengesine bakarak hukuk karar vermiş olabileceğini ilan etmiş oluyor. Referandum daha büyük tartışmaları beraberinde getirdi.”

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

ilerihaber

 

Elazığ Hapishanesi’nden mektup: “20 kadın şiddete maruz kaldık”

Elazığ T Tipi Hapishanesi’nde kalan 20 kadının ‘A Takımı’ denilen bir grup tarafından şiddete uğradığı iddia edildi.

Annesiyle birlikte kalan çocukların sarı, kırmızı, yeşil tokalarına el konulduğu Elazığ T Tipi Cezaevi’nde bu kez 20 kadının “A Takımı” denilen bir grup tarafından şiddete uğradığı iddia edildi.

Tutulduğu Elazığ T Tipi Cezaevi’nden mektup gönderen Nazlı Songül adlı tutuklu, ihlallerin vardığı noktayı aktardı. 9 Şubat 2017 tarihinde Erzurum E Tipi Cezaevi’nden, arkadaşları Sudan Güven, Yaprak Taşçı, Hayat Akyıldız, Songül Bağatır ve Ahiret Turan’la birlikte Elazığ T Tipi’ne sürgün edildiklerini söyledi.

‘FİZİKSEL ŞİDDET GÖRDÜK’

Mektubunda “fiziksel şiddet gördük” ifadesinde bulunan Songül, şunları aktardı: “Elazığ T Tipi zindanında sayım düzenine girmediğimiz için buraya gelişimizin 2’nci gününde 2’si kadın olmak üzere toplam 20 kadın A Takımı’nın fiziksel ve sözlü şiddetine maruz kaldık. Kolumuz ve vücudumuzun belirli yerlerinde morluklar oluştu. Aradan geçen 12 günün sonucunda alınan sağlık raporunda mahkeme ‘0,5 cm boyutunda morarma görülmüştür’ demesine rağmen davayı kurumun lehine düşürdü. Sayım düzenine geçmeme ve 21 Mart’ta yaktığımız ateşten dolayı bizlere 3 ay görüş, 3 ay iletişim cezaları davaları açılmıştır. Elazığ T Tipi idaresinin yaklaşımları resmen tecrit içeriklidir. Koğuşumuzda banyo ve lavaboyu gözetleyecek biçimde kamera sistemi var. Kimlik taşımadığımızda revire bile çıkarmayan anlayışların dayatılması, hastalar ne sıcak ne de soğuk suyun verilmemesi gibi yaklaşımlar da var.”

‘ÇOCUKLARIN BOYAMA KALEMLERİNE EL KONULUYOR’

Tutuklu Songül, cezaevinde annesiyle kalan çocuklara gönderilen boyama kalemlerinin “yeşil” ve “lacivert” renklerine el konulduğunu aktardı. Songül’ün, mektubunda yer verdiği ihlaller şöyle:

“Hiçbir şekilde diğer siyasi arkadaşlarımızla görüştürülmediğimiz gibi spor vb. hiçbir sosyal etkinlik de bulunmamaktadır. Ailemizden gelen kargodaki eşyalarımızın bir çoğuna el konuluyor. Bu cezaevinin dış kantini yok. İç kantinde de birçok şeyi bulamıyoruz. Gelen kıyafet ve diğer şeylerde de fiyat ve etiket olmazsa bizlere verilmiyor. Havalandırma kapısı ‘gündoğumu ve günbatımı’ tanımlanmasıyla açılıp kapanıyor. Sabah 7 ‘de açılıp 18’de de kapanıyor. Koğuşumuzda 9 aylık bebekten tutalım 3 yaşındaki çocuk yaş grupları bulunuyor. Bu çocukların yaş grupları esas alınarak besin ürünleri verilmiyor. Çocuklara dışarıdan gelen boyama kalemlerinin içindeki yeşil ve lacivert renklere ‘yasak’ denilerek el konuluyor.”

İhlallere ilişkin cezaevi müdürüyle görüşmek istediklerini belirten Songül, “5 günlük dönüşümlü açlık grevine girdik, Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Meclis Başkanlığına ve Cumhurbaşkanlığına hitaben yazdığımız talep içerikli dilekçelerimiz ‘yoğunuz’ gerekçesi ile kendi ücretimizle göndermemiz suretiyle bizlere geri iade edildi. Son derece keyfi muamelelerle karşı karşıyayız. Hele ki grevlerden bu yana hak ihlalleri çok derinleşmişti. Yani sesimizi kime, nereye bildireceğimizi bilemiyoruz. Gerçekten can güvenliği endişesi yaşıyoruz bu kurumda” ifadelerini kullandı.

Şengül Mehmetoğlu da, Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini kendisini ziyaret eden eşi Hayati Mehmetoğlu’na aktardı. Mehmetoğlu koğuşlarda yer olmadığı için kadın siyasi tutukluların yerde yattığını ancak buna rağmen yeterince kalabalık olan koğuşların birleştirilerek mevcut koğuş sayısının yarıya indirildiği bilgisini verdi.
Elazığ T Tipi Cezaevi daha önce annesiyle birlikte kalan 3 yaşındaki Beritan Tosun’un sarı, yeşil, kırmızı renkli tokasına “ülkenin birliğini korumak” için el konulmasıyla gündeme gelmişti. (DİHABER)

Haberin Orjinali İçin Bakınız:

evrensel

 

Mahpus yakınları: ‘Çıplak aramayı reddeden kadın tutukluların kıyafetleri kerpetenle yırtıldı’

“Denizli Kadın Hapishanesi’nde isyan: Yaralılar var”

Denizli’nin Bozkurt İlçesi’ndeki Açık Kadın Cezaevi’nde isyan çıktı.

Ramazan ÇETİN / DHA
08 Mayıs 2017 – 22:37

Denizli’nin Bozkurt İlçesi’ndeki Bozkurt Kadın Açık Ceza İnfaz Kurumu ve Çocuk Eğitimevi Müdürlüğü’nde kalan hükümlü 5 kız çocuğu ile infaz koruma memurları arasında tartışma çıktı. Kısa sürede büyüyen kavgada yaralanan 7 hükümlü sağlık kontrolünden geçti. Güvenlik güçlerinin müdahalesiyle olay bastırıldı.

Dün saat 22.00 sıralarında Bozkurt Kadın Açık Ceza İnfaz Kurumu ve Çocuk Eğitimevi Müdürlüğü’nde 15-18 yaş arasındaki 12 kız çocuk hükümlünün bulunduğu bölümde çocuklarla infaz koruma memurları arasında tartışma çıktı. Kavga kısa sürede büyürken, cezaevine sağlık ve itfaiye ekiplerinin yanı sıra Denizli’den takviye polis ekipleri sevk edildi. Polis TOMA’larla cezaevi çevresinde güvenlik önlemi alırken, jandarma da cezaevi içierisinde olaylara müdaha etti. Hırsızlıktan hükümlü 5 kız çocuğunun infaz koruma memurlarıyla tartışması sonucu çıktığı belirtilen olay, güvenlik güçlerinin müdahalesiyle büyümeden önlendi.

 VALİ ALTIPARMAK: KONTROL ALTINA ALINDI

Olayın hemen ardından cezaevine gelen Denizli Valisi Ahmet Altıparmak, güvenlik güçlerinin müdahalesiyle olayın kontrol altına alındığı söyledi. Vali Altıparmak, olayın çocuk hükümlülerle infaz koruma memurları arasında çıkan tartışmadan kaynaklandığını belirterek, 7 hükümlünün tedbir amaçlı sağlık kontrolundan geçirildiğini ve cezaevinde durumun normale döndüğünü açıkladı.

Çardak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olayla ilgili soruşturmayı yürütmek amacıyla soruşturma başlattığı belirtilerken, Ceza İnfaz Kurumu psikoloğunun da Bozkurt ilçesine gönderildiğı kaydedildi.

Haberin orjinali için bakınız:

Cumhuriyet